Bilinmezliğin korkusu ve acımasız bir hayata tutunmanın yolu: Din

0

Religion is the opium of the people…

Karl Marx’ın “din halkın afyonudur” sözü, genelde pek anlamadan biraz yanlış kullanılır. İşin aslı Marx burda, halkın sorunlarına karşı kendini oyalamak için, sahte bir mutluluk için bir şeye ihtiyacı vardır ve din ile oyalanır diyor, din bir ihtiyacı karşılıyor ama sahte bir mutluluk veriyor diyor. “Din ezilen insanın içli ezgisi, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığıdır” diyor.

Ben de öfkelenince kızıyorum inananlara ama sonra da üzülüyorum sert konuştuğum için. Üzerlerine fazla gitmişim gibi hissediyorum. Dünyaya ve acımasız hayatlarına katlanmak için inanmanın, dinin bir ihtiyaçları olduğunun farkındayım aslen.

Bilinmezliğin korkusu onları saran

İnanmasa, fethullah denen adamı önemsemez, bir sürü iş adamları para bayılmazdı.. para bayılanlar olmasa güçlenmesi mümkün değildi… inanmasalar diğer fukaralar da yine onu ‘bilir kişi’ diye düşünüp peşinden gitmezlerdi. 300/400 bin gibi bir takipçisi var heralda ve 20 yıldır bu rakamla Türkiye gündemini işgal ettiği yetmedi, uluslararası ilişkilerimizi de bozdu.

Şeyh Said ayaklaması, inananlar olmasa çıkar mıydı?

İnananlar olmasa Said Nursi denen şahıs, adam yerine konur muydu? Şu yıl omuş fethullah’ın da takip ettiği bu adam ve kitapları.

Kuran orda duruyor ama illa bir aracı aranıyor. Bu bize özgü de değil, inanç olayında mutlaka aracı ihtiyacı duyulmuş hep varola geldiğinden beri. Çünkü insanlar zaten yetersizlik hissinden dolayı büyük bir güce ihtiyaç duyuyor. Ama tek başına da yetemiyor düşüncesi, o zaman işin içine aracılar giriyor.

Ben bize sorun yaratan islam olduğu için onun üzerine gidiyorum genelde ama; kültürleri inanca prim vermeyen Uzak Doğu‘da bile var maalesef. Güney Kore hükümeti yakın zamanda büyük protestolara sahne oldu. Başbakan bir tarikat üyesiydi ve tarikatın dediği saçma sapan şeyleri yapıyordu çünkü. Çok belirgin bir inanç, din veya tarikat olmasa bile manasız ritüeller ve zararsız hurafe inançlar mevcut Uzak Doğu’da başka yerlerde de.

İlgili:  John Steinbeck’ten oğluna mektup: “Aşk, insanın başına gelebilecek en iyi şeydir”

Bilinmezden doğan bir korku, hayatın zorluklarına karşı tutunacak bir dal arıyor insanlar. Doğuştan itibaren de çevrede ne görür duyarlarsa ona tutunuyorlar. Anne babadan, konu komşudan, arkadaşlardan ne duyarsan ona sığınıyorsun, işin özü bu.

Ben bizi zor duruma soktuklarından dolayı inanç sahiplerine genelde öfkeli bir dille konuşup, yazıyorum ama aslen duyarlı ve algıları açık bir insan olarak, insanın inanma ihtiyacını anlıyorum.. zayıf oldukları için kızıyorum ama anlıyorum.

İnanç olayını gayet açık net bir şekilde ticaret, yükselme, popülerlik edinme ve fayda sağlama aracı olarak kullanan tarikat şeyhleri ve benzeri kimliklerinki inanma ihtiyacı değil ama sömürdükleri kitle zayıf karakterli inananlar. Şeyhler mal satıyor, alıcıları zavallı inananlar.

Bir de aracıların dolandırıcı olduğuna zekası yetmekle birlikte, inanma ihtiyacını daha kabul edilen yollarla giderenler var. Onlar da gelenek görenekçi, ortalama halk. Bu ortalama halk, islamı tanrının gönderdiği bir din olarak kabul ettikçe de diğer zararlı kişiler bir şekilde olumlanmış, teyid edilmiş olarak kazanmaya devam ediyorlar. Ortalamaya kızgınlığımın nedeni de bu.

Nehir Coşkun


Karl Marx’ın henüz Genç Hegelciler çevresine yakınlık duyduğu ve özellikle Ludwig Feuerbach’ın doğrudan etkisi altında yazılan yazının ilgili bölümü şöyledir:

“Din-dışı eleştirinin temelini şu oluşturuyor: insanı insan yapan din değil, dini yapan insandır. Yani din, henüz kendine erişmemiş ya da çoktan yitirmiş bulunulan insanın sahip olduğu kendinin bilinci ve kendinin duygusunu oluşturuyor. Ama insan, dünyanın dışında herhangi bir yere çekilmiş soyut bir öz değil. İnsan, insanın dünyası, devlet, toplum anlamına geliyor. Bu devlet, bu toplum, dünyanın tersine çevrilmiş bilinci olan dini üretiyor, çünkü kendileri alt-üst olmuş bir dünya oluşturuyor. Din bu dünyanın genel teorisini, onun ansiklopedik özetleme kitabını, onun halksal biçimdeki mantığını, onun tinselci point d’honneur’ünü (onur sorununu), kendinden geçmesini, ahlaksal onaylanmasını, görkemli tamamlayıcısını, teselli ve aklanmasının evrensel temelini oluşturuyor. Din insanal özün doğaüstü gerçekleşmesini oluşturuyor, çünkü insanal öz gerçek gerçekliğe sahip bulunmuyor. Öyleyse dine karşı savaşım vermek, dolaylı olarak dinin tinsel aromasını oluşturduğu dünyaya karşı savaşım vermek anlamına geliyor.

İlgili:  John Berger: Kitle gösterilerinin tabiatı

Dinsel üzüntü, bir ölçüde gerçek üzüntünün dışavurumu ve bir başka ölçüde de gerçek üzüntüye karşı protesto oluyor. Din ezilen insanın içli ezgisini, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığını, tinin dıştalandığı toplumsal koşulların tinini oluşturuyor. Din, halkın afyonunu oluşturuyor.

Halkın aldatıcı mutluluğunu olarak dini ortadan kaldırmak, halkın gerçek mutluluğunu istemek anlamına geliyor. Halkın kendi durumu üzerindeki yanılsamalardan vazgeçmesini isteme, halkın yanılsamalara gereksinim duyan bir durumdan vazgeçmesini istemek anlamına geliyor. Öyleyse dinin eleştirisi, dinin aylasını oluşturduğu bu gözyaşları vadisinin tohum halindeki eleştirisi anlamına geliyor.” – Wikipedia

Share.

Comments are closed.