Çocuk sahibi olmamaya karar veren kadınlar anlatıyor

0

Kim Cattrall (1956), Jennifer Aniston (1969), Renée Zellweger (1969), Gülse Birsel (1971). Güzeller, başarılılar, bir çocuk büyütmek için hiç bir finansal sorunları yok. Hepsi de evlenmelerine rağmen çocuk yapmamayı tercih etmiş bazı isimler.

Anneme “Benim hiç içimden gelmiyor” dediğimde…

Anne olmak her kadının arzusu olmayabiliyor ama bunu yüksek sesle söylemek her zaman kolay değil.

Türkiye’de annelik ‘kutsal’ görülüyor. Peki çocuk sahibi olmak istemeyen kadınlar ne düşünüyor? BBC 100 Kadın sezonu için Türkiye’de anne olmamaya karar vermiş kadınlarla konuştu.

‘Neden olmak istemiyorum’ diye çok düşünmedim. Tam aksine insanların ‘Korkuyor musun, bencil misin, acaba sen biraz sorumluluktan mı kaçıyorsun?’ gibi soruları üstüne düşündüm ve aslında cevap hiçbiri değil. Hatta bugün bakınca ‘Keşke herkes benim kadar sorumluluk sahibi olsa ve iyi anne ya da iyi baba olamayacağını görüp çocuk yapmaması gerektiğini fark etse’ diyorum. Benim için hiçbir özel sebebi yok. İçimden henüz gelmedi ve belki hiç gelmeyecek. Bu kabulle yaşıyorum.

Zaten 7 milyar insanız ve insanlar üremeye devam ediyorlar. ‘Dünya nüfusu yaşlanıyor’ deniyor ama ben zaten dünyanın çok fazla vakti kaldığına inanmadığım için açıkçası genelde böyle cevap veriyorum: Zaten içinde bulunduğumuz gezegenin kaynaklarını tükettik. Çok da fazla ürememize o yüzden bence gerek yok artık.

Çocuk doğurmama kararı alalı uzunca bir süre oldu. Birçok kişi yaşım ilerleyip de biyolojik saatim beni sıkıştırdıkça bu kararımı değiştireceğimi düşünüyordu. Böyle bir şey olmadı, olacağını da sanmıyorum. Aslına bakarsanız anne olmak istemeyen kadınlarla ilgili bir haber hazırlanması bile bana garip geliyor. Benim asıl şaşırdığım şey gerçekten de insanoğlunun değişen bütün bu şartlar ve koşullarda hesapsız kitapsızca üremeye devam etmesidir.

Kararımın birçok sebebi olsa da bunlardan benim elimde olmayanı çevre boyutu. Sınırlı bir gezegende, kaynakları hızla sömürerek son iki yüz yıl içinde 1 milyardan 7 milyar nüfusa çıktık. Herkesin çocuk doğurmasını, anneliğin kadınların doğasında olduğu tezi üzerinden savunanlar, bizim doğamıza hiç de uygun bir dünyada yaşamadığımızı ve son 200 yılda dünyanın bizim doğal ihtiyaçlarımızdan çok farklı yerlere evrildiğini göz ardı ediyorlar. Bilim, teknoloji ve tıp insan yaşamını uzatırken, bu hızda üremeye devam etmemiz sürdürülebilir değil.

Bir de tabi mesleğimden ötürü bir çocuğu büyütmenin, okutmanın, iyi ve doğru gıdayla beslemenin, ruh sağlığını korumanın ne kadar zor olduğunu ilk elden o kadar çok deneyimliyorum ki. Yani sanırım ben çocuk büyütmek işini çok ciddiye alıyorum ve bunu doğru şekilde yapmanın çok zor olduğunu düşünüyorum. Hayat boyu süren bir taahhüt, çok büyük ve ağır bir sorumluluk. Ya mutlu olmazsa ya dünya çok çok kötü bir yer haline gelirse ya ‘Bu kadar biliyordun da beni neden doğurdun?’ derse… Bir de Türkiye’de ve dünyada yaşanan gelişmeler beni ister istemez karamsarlığa itiyor. Bu tekinsiz coğrafyada 2017 yılında Türk pasaportuyla doğmak ister miydin diye bana sorsalar cevabım ‘Hayır almayayım!’ olurdu.

Hayatla ilgili, yapmak istediklerimle ilgili şeyler arasında çocuk sahibi olmak yok, çünkü çocuk sahibi olmak büyük bir sorumluluk ve bu sorumluluğu karşılayabileceğimi düşünmüyorum. İki kedim var, onların sorumlulukları bile bazen beni gerçekten yoruyor. Bir de çocuk olduğunu düşünürsek; kesinlikle geri dönüşü olmayan ve insanın hayatını çok fazla etkileyecek bir şey. Özellikle bir kadının üzerinde çok daha fazla yük olduğunu düşünüyorum.

Çocuk sahibi olmak zaten çok istediğim bir şey değildi. Kendime neden diye sorduğumda ilk zamanlar verebildiğim tek cevap, alacağım sorumluluğun beni korkutuyor olmasıydı. Yaşım ilerledikçe, özellikle yalnız kalma korkum olduğundan ‘aslında bir çocuk fena olmazdı’ diye düşünmeye başladım. Ama sonra da bu nedenle çocuk yapmanın tamamen bencillik olacağına kanaat getirdim ve ilk baştaki sorumluluk alamama durumuyla bencil düşünmem yer değiştirdi. Evet kesinlikle çocuk istemiyorum.

Kendimi bildim bileli çocuk istemiyordum. Öğretmen olduğum için 20 yıldır çocuklarla beraberim. Belki sebep buydu, belki de yaşadıkları sorunları görüp korktum ve sorumluluk almak istemedim.

Anneme ilk söylediğimde, ‘Benim hiç içimden gelmiyor’ dediğimde, ‘Ya ileride gelir, olur’ falan diyordu. Aradan 10 yıl geçti, annem artık ‘Demek sen de böylesin’ diye ufaktan kabullenmeye başladı ama babamda henüz hiçbir kabullenme belirtisi yok. ‘Olur mu canım, en az bir çocuk, muhakkak, herkes bu duyguyu tatmalı’ noktasından yaklaşıyor. Ama yapabileceği çok da bir şey yok aslında neticede.

Ama anne olmam yönünde toplumdan gelen bir baskı hissediyorum. Özellikle de evli olduğum için. Evli olmasam zaten, ‘Tamam canım henüz evli değil’ gibi bir fikir oluyor… Ama hele de evliyse bir kadın çocuk sahibi olmak istememesi pek anlaşılamıyor. İlk akla gelen de ‘Acaba kısır mı, söylemeye mi utanıyor, kocasında mı bir problem var.’ O kadar zor kabulleniliyor ki iki tarafın da, en azından birinin istemeyebileceği…

Türkiye’de anne olmama kararının toplum tarafından nasıl yargılandığına gelirsek, orası tam bir kâbus. Soruların ardı arkası kesilmiyor. En hafifinden duygusuz, en ağırından kadınlık içgüdülerinden nasibini almamış yaftası yiyorsunuz. En eşitlikçisinden, en çılgınından, en özgüründen, en güçlü iş kadınına, mesele çocuk sahibi olmaya geldi mi annelik ve anneliğin kutsallığı. Böyle yaparak ve çocuk doğurmamayı seçmiş kadınları toplum-dışılaştırarak, ya da bir tür şeytanlaştırarak, iktidar dilini güçlendirdiklerinin farkındalar mı acaba? Özellikle Türkiye’de kadınların toplum hayatındaki yeri gün geçtikçe daralıyor, evlere, çocukların başına itilmeye çalışılıyoruz, belli bir yaşa kadar potansiyel anne olduğumuz için, belli bir yaştan sonraysa sadece anneysek bir değer sahibiyiz. Değilsek sanki genel ahlaka karşı bir tehdit oluşturuyoruz.

Sonuç olarak hayır, anneliğin kutsal olduğunu düşünmüyorum, ama gerçekten de dünyanın en zor işlerinden biri olduğunu düşünüyorum; özellikle de ev geçindirme derdi de olup bir de çocuğuna ilgili, dengeli destekleyici bir ebeveynlik yapabilen kim varsa takdirle karşılıyorum. Türkiye gibi bir ülkede meslek sahibi kadınların annelikte çok zorlandıklarını görüyorum. Gerçekten de kolay gelsin. Ekonomi okumama rağmen finansçı olmamam ne kadar normalse, kadın olup da doğurmamamın o kadar normal olarak kabul edildiği bir dünya hayal ediyorum.

Üç kız kardeşiz, iki tane yeğenim var. Ailemden hiçbir zaman ‘çocuk yapacaksın’ şeklinde baskı görmememle birlikte, evet, bekliyorlar. O beklenti bile bir baskı yaratıyor aslında üzerimde. Toplumsal olarak bakarsak Türkiye gibi bir ülkede özellikle alışılmışın dışında bir şey bir kadının çocuk sahibi olmak istememesi. Bir kadın çocuk istediğinde ona ‘neden’ diye sorulmuyor ama bir kadın ‘çocuk istemiyorum’ dediğinde ona ‘Aa neden’ diye soruluyor ve açıklama yapması bekleniyor. Türkiye’de sosyal ve dini açıdan bakıldığında bir kadına karşı tabi ki bir baskı var, evlenmesi, çocuk sahibi olması konusunda. Pek çok politikacının yapmış olduğu açıklamalar özellikle sinir bozucu olabiliyor. (Cumhurbaşkanı) Erdoğan’ın “Bir kadın iş hayatında istediği kadar başarılı olsun, eğer çocuk sahibi olmak istemiyorsa yarım kadındır” şeklindeki açıklaması bunun en güzel örneklerden biri. Böyle şeyler pek çok kadının üzerinde, benim gibi kadınların üzerinde baskı oluşturabilir. Ama ben bununla ilgili kendimi kötü hissetmiyorum.

Annem üzülüyor ama diğerlerini duymuyorum. Baskı var tabii, çocuksuz kadın mı olur!

Herkes çocukla ilgili konuşulduğunda direkt olarak, akraba ya da arkadaş, bana dönüp soruyor. ‘Çocuk sahibi olmayı düşünüyor musun’ diye. Sanki bu benim tek başıma aldığım bir kararmış gibi. Oysa öyle değil, mesela hiç kimse partnerime dönüp ‘Sen ne düşünüyorsun’ diye direkt sormadı. Halbuki evet partnerim çocuk sahibi olmayı belki benden bile daha az istiyor. Ama o söylediğinde o kadar büyük bir şaşırma gelmiyor. İstemeyebilir, o erkek, o normal. Benim istememem çok acayip, çünkü ben kadınım.

10 seneden uzun zamandır birlikte olduğum adamla beş seneden uzun süredir evliyim. Henüz evlenmeden önce de çocuk istemediğimi bildiğim için eşime bu konuyu net bir şekilde belirtmiştim. Hatta bu bir sorunsa evlenmememiz gerektiğini de söylemiştim. O başlarda ‘O zaman gelsin düşünürüz belki, sen istemiyorsan saygı duyarım’ gibi bir pozisyondaydı. Şu anda o da en az benim kadar o da yaşadığımız bu çağda ve bu koşullar altında çocuk büyütmenin bizim için hiç de akıl karı bir karar olmadığını düşünüyor ve hatta kendini çocuk istemeyen bir eşi olduğu için çok şanslı bir adam sayıyor.

Bunu konuştuğum erkek arkadaşlarım oldu tabi. Genellikle erkeklerin hep söylediği şey ‘Belli bir yaştan sonra çocuk sahibi olabilirim tabii niye olmasın. Sen neden istemiyorsun’ gibi. Çünkü erkek üzerindeki yükün daha hafif olduğunu düşünüyorum ben. O yüzden daha rahat düşünebiliyorlar. Ama benim bundan dolayı ayrıldığım bir kişi olmadı.

Partnerim “Bu ülkeye bir çocuk mu? Asla!” düşüncesinde olduğundan hemfikiriz.

Eşim de kendine güvenmiyordu ki çok tepki göstermedi. Sorun yaşamadım.

Evlat edinmek sıcak baktığım bir konu aslında. Bir yandan gerçekten ihtiyacı olan bir çocuğa el uzatabilme fikri güzel ve tatmin edici bir fikir. Öte yandan, eğer bir çocuğun sorumluluğunu almak istiyorsam, bir çocuğa zamanımı vakfetmek istiyorsam onun illa benim genlerimi taşıması gerektiğini düşünmüyorum. Herkesin kendi genlerini biraz fazla abarttığı yönünde bir fikrim var. Hazır dünyaya gelmiş ve bir sürü zorluk yaşayan, belki yetimhanede, belki başka bir şekilde, bir sürü çocuk varken, ‘ille de benim genimden olsun’ demek bana biraz tuhaf, biraz anlaşılmaz geliyor.

45 yaşından sonra daha yerleşik bir hayata, daha sakin bir hayata geçtiğim zaman, evlat edinebilirim. Bu sıcak baktığım bir fikir, olabilir. Ama şu an çok uzak bir gelecek bu benim için.

Eğer bir gün gerçekten pişman olursam, bu yüzden pişman olmayı yeğlerim çünkü anne olursam ve anne olduğum için pişman olursam o zaman bu çok daha acı olur. O zaman başka birinin hayatını da etkilemiş olurum. Böyle en azından sadece kendi hayatımdan ve kendi kararımdan mesulum.

BBC

Share.

Leave A Reply