“Otobüste başörtümü çıkarıp, dönüşte otobüste tekrar kapatıyorum”

0

“Yalnız yürümeyen kadınlar”la söyleşiler (1): “Otobüste başörtümü çıkarıp okula gidiyor, otobüste tekrar kapanıp eve öyle dönüyordum…”

Başörtüsünü çıkaran bir üniversite öğrencisinin kurduğu “Yalnız Yürümeyeceksin” bloğu internet üzerinde başörtülü kadınların hikayelerini anlattığı bir platforma dönüştü. Medyascope’tan Büşra Cebeci, platformun kurucusu A.B. ile konuştu.

*Platformun kurucusu ve editörüyle yaptığımız söyleşide kimlikleri kendi istekleri doğrultusunda saklı tutulmuştur.

Bize kendinden bahsedebilir misin? Nasıl bir ortamda büyüdün?

Babam bizi aşırı katı bir şekilde yetiştirdi. Annem hep babamla yeni evlendiklerinde ben okula başlayana kadar babamın evden çıkarken kapıyı annemin üzerine kilitlediğini anlatırdı. Ben okula başladığımda annemi, beni ve ablamı eve kilitlemeyi bıraktı ama çok büyük oranda değişmedi. Mesela şu anda bize bir erkek misafir gelse kadınların olduğu bütün kapılar kapanır. Bu gelen akrabamız bile olsa o kapı muhakkak kapanır. Misafir tuvalete gitmek istese babam gardiyan gibi onu  götürür ve kapısında bekler. Evde perde uçuştuğunda çok küçük bir kısım açık kalsa evde çok büyük kavgalar olur, kıyametler kopar. Dolayısıyla böyle bir ortam içinde ben kapanmama gibi bir ihtimalimin olduğunu düşünmüyordum. Yolda arabayla giderken önümüzden açık bir kadın geçse babam, ‘Şuna bir çarpacağım, takla atacak’ gibi tepkiler veriyordu. Aksi bir durum mümkün olmadığı için yani zaten kapanacağımı bildikleri için ‘kapan’ bile demediler bana. Doğal olarak ben örtünmeme gibi bir şeyi düşünemezdim.

“Saçımı kesen kuaför kadın öyle çirkin bir kesim yaptı ki, bitirdiğinde beslemelere benziyordum. İnsanlar beni böyle görecekler diye o gün 12 yaşında kapandım. Sonradan öğrendim ki annem öyle kesilmesini istemiş.”

12 yaşındaydım bir gün annemle kuaföre saçımı kestirmeye gittik. Annem sürekli saçını oraya kestirdiği için bildiğim bir kuafördü. Saçımı kestirirken artık kapanmam gerektiğini biliyordum. Bu bana doğrudan söylemedi zaten olması gereken bir şeydi. Çünkü etrafımda kapalı olmayan tek bir insan bile yoktu. Kapanmamak bir seçenek bile olamazdı. Saçımı kesen kuaför kadın öyle çirkin bir kesim yaptı ki, bitirdiğinde beslemelere benziyordum. Yani akıl hastaları saçlarını keserler ya, o hâle dönmüştüm. Sonradan öğrendim ki böyle kesmesini kuaföre annem söylemiş. Kendimi çok çirkin hissediyordum ve bir de o zamanlar mahalleden bir çocuğa aşıktım. İnsanlar beni böyle görecekler diye o gün kapandım. Mutlu değildim ama mutsuz da hissetmiyordum çünkü 12 yaşındayım ve ‘demek ki böyle olmalı’ dedim.

“Bu okulda Duman çalıyorsa okulun tabelasını da değiştirin’ diyecek kadar radikal bir Müslüman olmuştum.”

Bu olaydan iki üç yıl sonra imam hatip lisesine başladım. Liseye başladığım yıl en iyi imam hatip liselerinden biri oydu, çok yüksek bir puan almıştım ve fen liselerine dahi gidebilecek kadar puanım vardı. Başörtüsünden dolayı gidemedim hiçbirine. Belki başörtüyle alınsam bile o okullara yine gidemezdim çünkü imam hatibe gitmem bile benim için bir lütuftu.  Annem biz çok küçükken bile her yerde ‘Ben bu adamın bu kızları okutacağını düşünmüyorum’ diye anlatırdı. Bir de babamın çok yakın arkadaşlarının arasında kızları hiç okumayan zorunlu eğitimi biter bitmez Kuran kursuna giden kızlar vardı. Dolayısıyla ben onların içinde kendimi çok şanslı hissediyordum. Ben okula başladım ve radikal bir Müslüman oldum aslında. Mesela okulda bahar şenliğinde bir grup öğrenci Duman’ın şarkısını çalmıştı, ben buna karşı çıkıp ‘Bu okulda Duman çalıyorsa okulun tabelasını da değiştirin’ diyecek kadar radikal bir Müslüman olmuştum.

“Başörtüsünü çıkarmak istedim ama bunu asla söyleyemedim. Annem çarşaflıydı, babam çok katıydı.”

Peki dönüşümün nasıl oldu, yani kırılma noktası neydi senin için?

Bir yandan radikal bir şekilde inancıma bağlıyken bir yandan da en büyük idolüm Rachel Corrie (İsrail güvenlik güçleri tarafından buldozerle öldürülen ABD’li barış aktivisti) idi. Çok hayrandım ona, fotoğrafına baktığımda bile içimden ona karşı çok güzel şeyler akıyordu ama bu ikisinin hep çeliştiğini söylüyordu bana çevremdekiler. Babam ısrarla Rachel Corrie’nin cehenneme gideceğini söylüyordu, o kadar üzülüyordum ki sanki o benim kız kardeşimmiş gibi, cehenneme ben gideyim o gitmesin istiyordum. Rachel Corrie benim için çok değerliydi. Gezi Parkı olayları benim için çok güzel şeyler ifade ediyordu.

Bunların hepsi çok karışmıştı ve bunların birini terk etmem gerekiyordu ama ben hiçbirini terk etmek de istemiyordum. Sonra zamanla Allah ile olan bağım da zayıfladı ve bu bana çok ağır geldi. Sürekli kendimi bir disipline sokmaya çalışıyordum. Geceleri kalkıp teorik olarak namaz diyemeyeceğimiz ama namaza benzer şeyler yapıyordum. Oruç tutar gibi kendimi aç bırakıyordum, bu yaptığım da oruç değildi. Burada şunu ispatlamaya çalışıyordum: ‘Benim Allah’ı terk edişim tembellikten değil, tembel olduğum için bunu yapmıyorum’ Özveri gösterebilirim sevdiğim bir şey için ama öte yandan benimsediğim ve dürüstlüklerine çok inandığım diğer şeylere bu hiç uymuyor ve bunu söylediğim yerde hep bana ‘Allah bunu istemiyor’ deniyordu. Dolayısıyla çok sancılı bir süreç oldu. Allah ile bir bağım kalmadı artık.

İlgili:  Meral Akşener: Allah Kılıçdaroğlu’nun gücünü artırsın

Bu sırada ailenle iletişimin nasıldı?

Bu dönüşüm gerçekleşirken başörtüsünü çıkarmak istedim ama bunu tabi asla söyleyemedim. Annem çarşaflıydı, babam dediğim gibi çok katıydı. Yani benim için başörtüyü çıkarmak gibi bir şey asla düşünülemezdi. Daha sonra o sürekli bize ahlak dersi veren babamın bizden ayrı çok da ahlaki bir hayat sürmediğini öğrendim. Bunu annemle paylaştım, evde kıyametler koptu. Bunun ardından babamla aramdaki bağ tamamen koptu. İletişimimiz kalmadı. Mesela babam benden önce tuvalete giriyorsa tuvaleti komple yıkardım. Son paramla kendime kahvaltılıklar alır onlarla kahvaltı ederdim. Onun çatalı değiyor diye onları bile yemezdim.

“Bir gün bir arkadaşım bana saz hediye etti. Babam sazı ilk gördüğünde, ‘Müslüman bir kızın sırtında bunu taşıması ne demek sen biliyor musun?’ dedi. Ertesi gün eve geldiğimde sazın tüm tellerini sökmüştü.”

Üniversite sınavlarına hazırlanmaya başladım ve başka bir şehre giderek istediğim hayatı yaşamayı planladım. Ben sabahlara kadar üniversite sınavına hazırlanırken babam sonuç ne olursa olsun üniversiteye gidemeyeceğimi söyledi. Bunun üzerine intihara teşebbüs ettim beni bir hastanenin psikiyatri servisine yatırdılar. Orası çok korkunç bir yerdi. Önceden hep şöyle düşünürdüm: ‘Deliler dünyayı aşmıştır, bizden farklı düşünebilmeye başlamıştır’ Ama öyle değildi. Akıl hastaları oturdukları yerlere işeyen, gelip sana durduk yere saldıran, kafasını duvara vuran insanlardı. Oraya yattıktan sonra ilk ziyaretime annem ve babam gelmişti. Ben anneme ‘Bu adamı buraya ne yüzle getirdin, ben zaten bu yüzden buradayım’ diye bağırdım.

O günden sonra babam gelmedi. O gün doktor babama ‘Kızınızın gayet sağlıklı bir beyin yapısı ve düşünce sistemi var. Bu çocuğu hasta yapan sizsiniz ve böyle devam ederse çok daha ağır hasta olacak’ demiş. Böyle olunca ve o ziyaretçi odasında o akıl hastalarının durumlarını görünce sanırım babamın kafasında bir şey yandı. O zaman babam sanırım ‘Ben ne yapıyorum?’ dedi. Oradan çıktıktan sonra babamın tavrı biraz değişmişti. Biraz üzülmüştü galiba. Ben zaten çok sosyal bir insan değilim. Sürekli gezmek, sürekli dışarıda olmak isteyen bir insan değilim. Paraya ihtiyacı olan ama sürekli para isteyen bir insan da değilim. Mümkün olduğunca ondan para istememeye çalıştım bugüne kadar. 15 yaşındayken de çalıştım, şu an zaten hiçbir şekilde istemiyorum. Dolayısıyla ben aslında çok da asi bir kız değildim. Uysal sayılabilecek bir kızdım. Ama yine de yani kitaplığımdan gördüğü bir kitabı o an yırtıp atardı babam. Bir gün bir arkadaşım bana saz hediye etti. Bu sazı ilk gördüğünde babam bana, ‘Müslüman bir kızın sırtında bunu taşıması ne demek sen biliyor musun?’ dedi. Ertesi gün eve geldiğimde sazın tüm tellerini sökmüştü. Bir arkadaşım bize geldiğinde onu evden kovardı. Bir arkadaşım geldiğinde biz onunla aynı yatakta oturursak, ‘Siz lezbiyen misiniz ne yapıyorsunuz? Çabuk kalkın’ diye bize saldırırdı.

“Evden kapalı çıkıyordum, otobüste başörtümü çıkarıyordum, okula açık gidiyordum, geri dönerken otobüste tekrar kapanıp eve öyle gidiyordum.”

Başörtünü çıkarma sürecin nasıl gerçekleşti?

Ben bu kararımı hiçbir şekilde onlara söylemedim, hissettirmedim de. Ama bir gün babamın hissettiğini anladım. Bir gün ben eve geldiğimde altıma giydiğim pantolon biraz fazla dardı ve bana bu yüzden bağırdı çağırdı. O zamana kadar ben hep bir şey istediğimde ve o buna olumsuz tepki verdiğinde ‘Evlendikten sonra ne istersen yaparsın’ derdi. O gün ilk defa, ‘Çok şeyler umduğun bağımsızlığına erişince ne istiyorsan onu yaparsın ne istiyorsan onu giyersin’ dedi. Sonra ben de ‘Giyeceğim merak etme’ dedim. ‘Giyersin sen, her boku yaparsın, Allah senin kalbine baba sevgisi vermemiş ben ne yapabilirim?’ dedi. Orada sanırım benimle ilgili artık bir şeyleri anladığını ve bizim ikili bir oyunu sürdürdüğümüzü, bir süre sonra artık onunla hiçbir ilişkim kalmayacağını ve şu an zoraki bir şekilde orada durduğumu anladığını hissettim.

Ama dediğim gibi hiçbir şekilde bunu açıkça söylemedim, bunu söylediğim anda beni okuldan alacağını biliyordum. Çünkü kız kardeşimi 6. sınıfa giderken bir erkekle konuştuğunu gördü diye okuldan aldı ve iki ay okula göndermedi. Yani bunu yapacağından emindim. Dolayısıyla bunu asla ve asla riske atamazdım. Sonra üniversiteye başlayacağım sene, üniversiteye açık gitmeye karar verdim. Evden kapalı çıkıyordum, otobüste başörtümü çıkarıyordum, okula açık gidiyordum, geri dönerken otobüste tekrar kapanıp eve öyle gidiyordum. Bunları otobüste hep insanların içinde yapıyordum ve insanlar bunu görüyordu. Mesela, altımda pantolon var, üstümde göbeği açık bir şey var, bir anda önce hırka giyiyorum sonra saçımı topluyorum, sonra şal çıkarıp onu takıyorum, yanımdaki adam şaşkın bir şekilde bakıyor. Bir süre sonra bu çok hoşuma gitmeye başladı çünkü benim bu insanları düşündürdüğüm iki farklı şey vardı. Bir tanesi, siteye gelen linçlerde olduğu gibi, ‘şerefsizler, pislikler. Başörtü ile okula giriyorsunuz, biz zamanında bunun için mi mücadele ettik?’ Diğeri de, – onların bakışlarını hiç hissedemesem de – bunun bazılarına farklı şeyler hissettirdiğini düşünüyordum. Çünkü eminim birilerine bir şeyler hissettiriyordum. Belki destek, belki acımaya dönecek bir merhamet ama kesinlikle iyiye benzer şeyler.

İlgili:  İtalya'da örtünmediği için saçları kazınan kız, ailesinden alındı

Birinde ne hissettirdiğimden eminim,, diğerinde de içimden böyle geliyordu ve bu benim çok hoşuma gitmeye başlamıştı. Günde iki kere yaptığım bir ritüeldi bu. Tek korkum birinin bunu videoya alıp bir yerlerde yayınlamasıydı. Şu ana kadar yayınlanmış bir görüntüm ile karşılaşmadım. Umarım karşılaşmam. Bir gün ben yine otobüste açılırken annemin bir arkadaşı görmüş ve anneme söylemiş. Annem o gün benim bütün kıyafetlerimi kesti. Sadece pijamalarım kalmıştı. Sonra annem bana dedi ki, ‘Babana söyleyeceğim bu yaptığını, bakalım bundan sonra okula gidebilecek misin!’  ‘Eğer böyle bir şey yaparsan gidip o hastaneye tekrar yatarım. Bir kere yattığım için beni ikinci kez almaları hiç zor olmaz. Bu sefer beni öyle kolay kolay çıkaramazsın oradan ya da kendimi yeniden öldürmeye kalkarım ve bu sefer kurtaramazsınız. İstiyorsan yap böyle bir şey’ cevabını verdim. Buna çok kararlıydım. Annem çok korkmuştu. Çünkü her geldiğinde yeni hastalarla karşılaşıyordu ve hepsi gerçekten çok korkunç insanlardı. Ben hastaneye yatmakla tehdit edince  ‘Tamam, bunu unutacağım ve kimseye de söylemeyeceğim. Lütfen öyle bir şey yapma’ dedi. Babama söylemedi ve ben aynı şekilde gidip gelmeye devam ettim. Ama göbeği açık kıyafet giyiyorsam giymemeye başladım, etek giyiyorsam giymemeye başladım. Yani, anlık bir şey olur, yakalanırım, annem sözünde durmaz ve söyler.

Ben yine ben açıldım ama sadece açıldım, başörtümü çıkardım ve başka bir şeyim değişmedi gibi bir imaj vermek için daha usturuplu giyinmeye başladım. Üniversitenin ilk yılı böyle geçti. İkinci yıl başka bir okula geçiş yaptım. İlk yıl tek vesait ile gidip gelebiliyordum ama okulu değiştirince ev uzak kaldı ve benim yurtta kalmam gerekiyordu. Babama hangi yurtta kalacağım konusunda bir öneri sunamıyordum. Çünkü yurtta kalmayacaksın cevabını duymak istemiyordum. Sonra babam bana bir dini vakfın yurduna gitmeme izin vereceğini söyledi. Yurda alınmak için mülakat yapılacaktı ve babam, ‘Mülakatta kendini kabul ettirdin ettirdin, ettiremezsen evden gidip gelirsin’ dedi.  Yurt mülakatına gittim. Kabul edildim, geçtiğimiz sene kaldım yurtta. Yurtta da ailemin evinde olduğum gibi bir miktar diken üstündeyim, yine ikili bir hayat yaşıyorum ama bu yurt bile ailemin evinde olmaktan daha iyi geliyor.

“Bu durumda olan pek çok kadınla ve onların hikayeleriyle karşılaştım, bu da bana böyle bir platform kurma fikri verdi.”

İnternette “Yalnız Yürümeyeceksin” adlı bir platform kurdun ve senin gibi insanlara ulaşmaya çalıştın. Bu platform nasıl ortaya çıktı?

Bu durumda olan pek çok kadınla ve onların hikayeleriyle karşılaştım, bu da bana böyle bir platform kurma fikri verdi. Daha sonra bunu arkadaşlarımla paylaştım ve bir site kurdum. Fakat benim bu sırada kurduğum site Wix uzantılı bir siteydi ve çok da iyi görünen bir tasarımı yoktu ayrıca güvenli de değildi, birinin kolayca hackleyebileceği bir siteydi. Sonra grup içinden bir arkadaş ‘ben yeni bir site kurabilirim’ dedi ve hosting alarak bir site kurdu. İngilizce, Fransızca, Arapça çeviri yapabileceklerini söyleyen arkadaşlar çıktı, bir diğeri görsel işlerle uğraşabileceğini söyledi.

Böylelikle bu şekilde bir hikayesi olmayan ama teknik anlamda destek verebilecek arkadaşlar da dahil oldu. Bu şekilde bu işe başladık ve platform ortaya çıktı. Son zamanlarda ‘Bu site liberal bir proje’ şeklinde çok tepki alıyoruz. Aslında bu projeyi başlatan kişi benim ve liberal değilim ama bana bir şeyler yapmayı teklif edenlerin içerisinde liberaller de vardı ve onlar daha görünür profiller olduğu bizim ise anonim olmak zorunda oluşumuzdan dolayı platform liberallerin bir oluşumu gibi göründü. Platformun liberallerle doğrudan bir bağı yok ama ilk yardım edenler onlar.

Şu an platforma ilgi nasıl?  Size gelen hikayeler ve tepkiler nasıl?

Şu an 40’a yakın yazı var siteye gönderilen.  3-4 cümle ile mutsuzluğunu anlatan kadınların yazıları da dahil. Bu yazıların içeriği genellikle, ‘Ben çok mutsuzum, çok çaresizim, her şey için çok geç’ şeklindeydi. ‘Her şey için çok geç’ diyenin yaşı maksimum 22 aslında. Yine bize gelen yazıların içinde İslam’ı, Kuran’ı, başörtüsünü, İslam’da kadının konumunu eleştiren yazılar da var ve bunlar tepki toplayabilecek yazılar ama burada bir sansür uygulamayı doğru bulmuyoruz. Çünkü bir kadın bunu bu şekilde gördüyse yine bu şekilde ifade etmeli. Bu fikirler bizi doğrudan bağlayan veya bizi yansıtan şeyler olmayabilir fakat burası yalnızca bizimle aynı fikri paylaşan insanlara açık değil sadece. Dolayısıyla bir kadının fikrini bizi yansıtmasa bile paylaşmalıyız diye düşünüyoruz.

“Ben 13-14 yaşındayken kendimi çok yalnız ve mutsuz hissederken, benden başka bu durumda olan tek bir kişinin bile olmadığını düşünürdüm.”

“Yalnız Yürümeyeceksin” platformunun işlevi nedir? Bu platform yalnızca kadın hikayeleri üzerinden mi ilerleyecek?

Ben 13-14 yaşındayken kendimi çok yalnız ve mutsuz hissederken, benden başka bu durumda olan tek bir kişinin bile olmadığını düşünürken eğer böyle bir platformu görseydim, bana doğrudan bir fayda sağlayacak olmasaydı bile ruhsal olarak beni çok daha ileri bir noktaya taşırdı. Çünkü gerçekten yalnız hissediyordum ve bize gelen maillerde de, ‘Tek olduğumu sanıyordum, başka kimsenin olmadığını düşünüyordum ama çok fazla kişiymişiz ve bu beni çok umutlandırdı’ diye bitiyor. Aslında bu kadın hikayelerinin görünmez bir fayda sağladığı da çıkıyor ortaya. Çünkü ben bu kadına elle tutulur bir şey vermiyorum, bir iş imkanı vermiyorum, ev de vermiyorum ama onu bir şeyler için umutlandırıyorum.

İlgili:  Prens Muhammed bin Salman açıkladı: Zorunlu çarşaf giyme kalkıyor!

Birçok kadına ulaşarak onları umutlandırmak ve çaresiz hissetmemelerini sağlamak şu anki hedefimiz.  İleriki dönemde ise siteye birtakım kısımlar koymayı düşünüyoruz. Mesela gönüllü olan biri oraya ‘İhtiyacı olan varsa ingilizce öğretebilirim’ diyecek ve siteye koyacağız. Bir diğeri ‘Ev arkadaşı arıyorum ihtiyacı olan kadın gelip benimle yaşayabilir’ şeklinde bir bölüm planlıyoruz. İleride yine bu hikayelerin olduğu bir kitap da çıkarmayı planlıyoruz. Ama bunlar ileriki dönemde olabilecek şeyler şu anda yaptığımız yalnızca bize gelen mektupları toplamak ve yayımlamak.

Tepki alıyor musunuz?

Özellikle başörtülü kadınlardan aldığınız olumsuz tepkiler var. Aslında bu konu başörtüsünü isteyerek örten kadınlarla değil, örtünmek zorunda olan ve başörtüsünü çıkarmak isteyen kadınlarla ilgili. Yani aslında kimse kimseye başörtünü çıkarmalısın gibi bir telkinde bulunmuyoruz yalnızca her kadının istediği gibi yaşamasını savunuyoruz

“Bizim verdiğimiz bu mücadele, başörtü yasakları olduğu dönemdeki verilen mücadeleyi değersiz kılmıyor.”

Bu noktada yanlış anlaşıldığınızı düşünüyor musunuz? Bu neden kaynaklanmış olabilir?

Sanırım şu anlaşılmıyor; kadınların bir şeyle mücadele etmeleri için tek bir hikaye veya ortak bir hikaye olmak zorunda değil. Tarih boyunca pek çok hikaye ve mücadele oldu, bu da onlardan biri. Bizim verdiğimiz bu mücadele de diğer mücadeleleri yani mesela başörtü yasakları olduğu dönemdeki verilen mücadeleyi değersiz kılmıyor. Onların gördüğü destek ve onların gördükleri anlayış kadar bizim mücadelemiz de bir şeyleri hak ediyor. Bu mücadele de tıpkı diğeri gibi haklı bir mücadele, tıpkı diğerindeki gibi kadınlar kendi bedenleri, kendi kıyafetleri ve yaşam tarzları için mücadele veriyorlar.

Başörtüsü örtmek veya örtmemek ailenin, toplumun, devletin dayattığı bir şey olmamalı ve aslında savunduğumuz şey de bu açıdan bakıldığında farklı değil. Bizimkinin değeri onlarınkini azaltmıyor. Biz bu platformda hem başörtüsü örtmek için mücadele veren kadınlara hem de başını açan kadınlara aynı anda yer vermediğimiz için ‘ikiyüzlü’ olarak suçlanıyoruz. Halbuki bu şekilde sıkıntı yaşayan insanlar artık sayıca çok daha azlar ve 90’lardaki gibi bir baskı da yok üstlerinde. Ama bizim üzerimizdeki baskı şuradan bile anlaşılabilir, Onedio’da bizimle ilgili bir içerik girildiğinde gelen tepkiler sonucu bu içerik kaldırılabiliyor veya bir sürü tehdit mesajı alıyoruz. Ama bugün onlar Onedio’da bir içerik yapsaydı kaldırılmazdı ki, yapıldı ve halen de duruyor.

Öte yandan site başörtüsü örtmek istemediği halde örtmek zorunda kalan kadınların hikayelerinden oluşuyor, bu noktada başörtüsünü isteyerek örten kadınların hikayeleriyle sitenin kapsamını genişletmeyi düşünmüyoruz. Çünkü o durum pek çok kanal aracılığıyla sürekli dillendirildi ve şu anda devlet mekanizmaları tarafından bir ayrıştırılmaya maruz kalınmıyor. Bugün o noktada bir sorun varsa bu özel sektör içindeki birtakım zorluklardır, bunların çözümleri de bambaşka. Ama onlar bir şeyler için mücadele verdiklerinde elbette bu noktada karşılarında değil, yanlarında yer alacağız.

Başörtülü kadınlardan gelen olumlu tepkiler oldu mu?

Aslında şöyle bir şey oldu. Bir kadın bir paylaşım yaptı ve ‘Başörtülü takipçilerim bu konuda ne düşünüyor?’ diyerek yoruma sundu. Bu paylaşımın altında hemen hemen olumlu düşünen hiçbir başörtülü yoktu. Ama çok ilginç bir şey oldu bu paylaşımın ardından bize art arda yazılar geldi. Bu da doğal olarak şunu düşündürdü, başörtülü olup açık açık olumlu tepki veremeyen kadınlar var. Açıktan olumlu tepki vermeyip bize yazı gönderen başörtülü kadınlar var. Çünkü bir tweet 15-20 hikayenin bir anda gelmesine sebep oldu. Din veya başörtü karşıtı yazılar daha çok dikkat çekiyor ama bize hikayesini gönderen kadınlar arasında bir sürü inançlı olan kadın var. Yani hala Müslüman, hala inanıyor ama başörtüsü örtmek istemiyor.  Sitede bu hikayelere de erişmek mümkün.

Yalnız Yürümeyen kadınlarla söyleşiler’in ikinci bölümü için tıklayınız.

Share.

Comments are closed.