Artık biraz merakımıza yenilelim mi?

0

Yuval Noah Harari’nin, birkaç yıl önce müthiş popüler olan ‘Sapiens’ isimli bir kitabı var. Bu kitabın tümünü olmasa da, en azından ‘Bilimle İmparatorluğun Evliliği’ başlıklı bölümünü, Türk siyaset ve bürokrasisindeki herkesin okuması şart.

Harari 1600, hatta 1700’lere kadar Ortadoğu, Asya ve Çin’e oranla ekonomik olarak mikroskobik ve ilkel bir bölgeyken, Asya dünya ekonomisinin yüzde 80’i demekken, Avrupa nasıl bugünkü Avrupa oldu sorusuna cevap arayan ilginç şeyler anlatıyor.“1750 hatta 1800 civarına kadar, Avrupalılarla Asya ve Çin arasında teknolojik açıdan önemli bir fark yoktu” diyor ve ekliyor:“Ama Avrupa büyük potansiyel yaratmıştı. Ve bu potansiyel aslında teknoloji değil, ‘zihniyet’ farkıyla ilgiliydi.”

Verdiği şu örnek ilginçtir: “İngiltere demiryolu yapmaya başladığında Fransa, Almanya ve Amerika derhal onu takip etti. Ama mesela Çin geride kaldı. Hatta önce yaptıkları kısa demiryolunu, sonra kendileri yıktılar!”

Peki endüstri konusunda Avrupa ülkeleri hatta Rusya birbirini çarçabuk takip ederken İran, Mısır ve Osmanlı İmparatorluğu niye yapmadı?

Yazar burada cevabı şöyle veriyor: “Çin ve Ortadoğu’nun değerleri, adalet sistemleri ve sosyo-politik yapıları bu değişime ayak uydurmak için uygun değildi.”

Bilim ve Avrupa emperyalizminin bağlantısının ve aslında Avrupa’yı Avrupa yapan şeyin, Avrupalı bilim adamı ve kâşiflerin keşfetmek ve fethetmek konusundaki iştahı ve bunun temelinin de “Kendi cehaletlerini itiraf etmek”olduğunu anlatıyor!

Zira evet, elbette vahşi Avrupa sömürgeciliğinin savunulacak bir tarafı yok ama, o dönemde Avrupalıların sömürge haline getirdiği bölgelerin çoğundaki insanlar dünyayı kendilerinden ibaret sanıyorlar! Başka bir kıta, hatta ileride sömürgeciler tarafından yakılıp yıkılmış farklı bir ada olduğunun, sıranın kendilerine geldiğinin bile farkında değiller!

Aslında o feci sömürgecilik, Avrupa’yı bugünkü haline getiren harikulade bilim devrimiyle el ele gidiyor. Ve zamanında bu sömürgecilerle karşılaştırılmayacak bir emperyalizm tanımıyla, daha insani değerlerle halklarını yönetmiş Roma İmparatorluğu, Osmanlı, Çin imparatorluklarıyla Avrupa’nın temel farkı da cahilliğini kabul etme, keşfetme, araştırma zihniyeti. Mesela coğrafyanın gelişmesi, bu konudaki seyahat ve çalışmalar, harita denemeleri, Avrupa kalkınmasının ilk adımını başlatıyor.

İlgili:  Gördük ki...

Avrupalı sömürgeciler büyük bir saldırganlıkla gittikleri bölgelerdeki insanları öldürüyor, doğal kaynaklara el koyuyorlar. Ama o esnada modern zamanlarda ders alacağımız başka bir şey de yapıyorlar: Gittikleri o ilkel bölgelerden, merakları sayesinde yine bilgi edinerek dönüyorlar!

Mesela Kızılderililerden sıtma tedavisine kininin iyi geldiğini öğrenip, bunun yardımıyla Afrika’yı işgal ediyorlar.

Hindistan’da Harappa medeniyetini keşfediyorlar ki Hintlilerin haberi yok!

Mısır hiyerogliflerini çözüp okuyorlar ve acı olan şu ki Mısır’da o zamana kadar buna kimse teşebbüs bile etmemiş. Merak, bilgiye açlık, araştırma, keşfetme, ucunda maddi çıkarlar bile bulunsa, Avrupa’yı bambaşka bir kıta haline getiriyor.

Bakınız, gidip keşif yapmaya gerek yok; ülkemize başka bir memleketten 3 milyon insan gelmiş. Bu Suriyeli misafirler hakkında ne biliyoruz? Vatandaş olma ihtimallerini konuşmadan önce eğitim seviyeleri ne, kaç mühendis, kaç çiftçi, kaç kadın, kaç erkek, kaç genç, kaç yaşlı geldi öğrenmemiz gerekmez mi? Kurumların bu konuda detaylı bir kaydı var mı? Bakın kültürel merakları bir yana bırakıyorum. Onlardan ne öğrenebiliriz, dillerinin, mutfaklarının, folklorlarının, geleneklerinin detayı nedir bunlar artık lüks. Tam olarak kaç kişiler onu bile bilmiyoruz! Yıl 2018 dikkatinizi çekerim!

Önümüzde bir seçim var ve doların düşmesi, emekliye ikramiye ve öğrenciye harçlıktan daha ziyade şunu kim vaat edecek merak ediyorum: Bu ülkeyi yaklaşmakta olan yeni teknolojik devrime kim hazırlayacak? Yoksa yine bilmediğimizi itiraf etmeden, her konuda bütün cevapların bizde olduğunu söyleyerek, umursamadan, keşiften, araştırmadan, meraktan, yeni bilgiden uzakta mı kalacağız?

Yazının başındaki gibi “adalet sistemi ve sosyo-politik vaziyetin” oluşturduğu yeniliklere açık, meraklı, bilgiyi başının üzerinde tutan bir zihniyete ulaşamadığımız için, oturup önümüzden koşarak geçen ülkelere bakarak saçma sapan tartışmalarla vakit mi kaybedeceğiz?

Bu sefer biraz uzun vadeli düşünmeye ne dersiniz?

İlgili:  Kim kazanacak?

Gülse Birsel, Hürriyet

Share.

Comments are closed.