İslam’ın ‘güncellenmesi’

0

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İslamı güncellemekten bahseden konuşmasını görmüşsünüzdür. Hatta, “Siz İslamı 14–15 asır öncesi hükümleriyle kalkıp da bugün uygulayamazsınız; böyle bir şey yok” dedi.

Bu sözleri başka partiden biri söyleseydi kıyamet kopardı. Nitekim ‘Tek Parti’ devrinde söylenen bu tür sözler, İslamcı yazarlar tarafından ağır sözlerle eleştirilir.

Erdoğan’ın bu sözlerini seküler bir insan memnunlukla, fakat bazı dindarlar ise tereddütle karşılayabilir. Hele ‘güncelleme’ kavramı, din ilimleri terminolojisinde bulunmayan, dolayısıyla dini açıdan ne anlama geldiği kestirilemeyecek bir kavramdır.

Terminoloji (ıstılah) sorunları bir kenara, Cumhurbaşkanı Erdoğan fevkalade önemli bir soruna parmak basmış, “Hoca efendilerin tefe koyması” ihtimalini göze alarak soruna neşter vurmuştur.

‘ZAMANIN DEĞİŞMESİ’

Birtakım tepkiler gelmiş olmalı ki, önce Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın tweet atarak bu sözlerin ne anlama geldiğini açıklama gereğini duydu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisi de parti akademisinde iyi hazırlanmış, terminolojisi (ıstılahları) özenli seçilmiş bir konuşma yaptı, “Dinde reform haddimize değildir” dedi, İslami esasların değişmeyeceğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı da sözcüsü de Mecelle’nin ünlü maddesini gerekçe gösterdiler, bugünkü Türkçe’yle: “Zamanların değişmesiyle hükümlerin değişmesi inkâr olunamaz.” (Md. 39)

Hemen belirtmeliyim, Mustafa Kemal Paşa da 1 Mart 1922’de Meclis’te yaptığı konuşmada Mecelle’nin aynı maddesini okuyarak ‘adli siyasetimizin’ bu ilkeye dayanacağını söylemişti.

O zaman ulema Mecelle’nin eksiklerini tamamlama ve yenileştirme konusunda başarısız kaldığı için 1926’da İsviçre’den Medeni Kanun alındı.

HUKUKİ MODERNLEŞME

Şimdi, ister inkılapçı ister muhafazakâr hassasiyete sahip olalım, şu hakikati görmeliyiz: “Zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesi” gerçeği hem hukuk sistemimizin laik ve özgürlükçü olmasını gerektiriyor, hem eski zamanların fıkıh kitaplarındaki “6 yaşındaki çocuğun nikâhlanması, kadının dövülmesi” gibi folklorik unsurları din sanmanın ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor.

Bizde hukuki modernleşmeyi Tanzimat başlattı. Temel kanunlar tamamlanamamış olduğu için Cumhuriyet, Batı’dan Medeni Kanun gibi Ceza ve Ticaret Kanunlarını aldı.

İlgili:  Gülse Birsel: Bırakın yılbaşını kutlayalım

Hukuki modernleşme öylesine zorunludur ki, bakın, AK Parti iktidarı da Ceza ve Ticaret Kanunlarını yeniden yazarken fıkıh kitaplarına bakmadı, modern hukuku esas aldı. Temel kanunları yapmada başarılıyız ama kültürel alan daha zordur, bu sahada din eğitimi en önemli konudur.

ÖZGÜRLÜĞÜN ROLÜ

Bir takım cemaat vakıflarında yaşanan sorunlar biliniyor. Kadınları aşağılayan sözleri söyleyenler de ilahiyat okumuş insanlar.

İlahiyat fakültelerinde felsefe derslerini kaldırma hareketi neredeyse başarılı oluyordu, kamuoyu tepkisiyle önlendi.

Çok önemli bir sorun da dinin siyasallaşması, bunun toleransı eriterek fanatizmi körüklemesidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘gelişme çağlarındaki İslam düşüncesini’ hatırlatmakla çok isabetli bir referansta bulundu. Gelişme çağlarındaki zengin İslam düşüncesinin bariz özelliği özgürlüktü. Fakat asırlar içinde istibdat özgürlüğü boğdukça dini düşünce kalıplaşarak dondu, 12. yüzyıldan sonra ne bir Gazali, ne de bir İbn Rüşd yetişti.

İslami tefekkürün çağa açılması ve çeşitlenerek zenginleşmesi isteniyorsa, bunun ön şartı özgürlüğün mevcut olması ve sistematik düşüncenin teşvik edilmesidir.

Taha Akyol, Hürriyet

Share.

Comments are closed.