Şehitlere görevimiz nedir ne değildir…

0

Orhan Veli şiirinde “Neler yapmadık şu vatan için / Kimimiz öldük / Kimimiz nutuk söyledik” der ya…

Şu an bir Orhan Veli olsa belki “Neler yapmadık şu vatan için / Kimimiz öldük / Kimimiz birbirimizi linç ettik” derdi…

Yahu memleket hüzünlü, her gün gencecik insanların cenazesi var. Cenazede kavga edilir mi? Benim bildiğim cenazede sakin olunur, ölene saygıdan soğukkanlı, nazik davranılır. Küsler bile kaybedilmiş sevilenin yüzü suyu hürmetine birbirine selam verir.

Biz? Birbirimize sosyal medyadan, ekrandan, şuradan buradan hakaret edip taş atma peşindeyiz. ‘Onlar’, ‘şunlar’, ‘bunun takımı’, ‘ötekinin ekibi’, ‘filancacılar’. Herkes kaşlarını çatmış, en vatanseverin kendisi olduğuna, tıpatıp kendisi gibi olmayanın vatanseverlik hususunda beş para etmediğine inanmış veya inanmasa da bağırıp çağırarak başkalarını inandırmaya çalışıyor.

Kimisi sosyal medyadan şehitlerle ilgili paylaşım yapmayanı vatan haini ilan eder. Kimisi sosyal medyada paylaşım yapana “Öyle sosyal medyada paylaşım yapmakla olmaz bu işler” diye had bildirir. Herkes şehitlere görevimiz konusunda birbirine diskur çekmekte, kendi yolunun en doğru ve şahane, ötekilerin yetersiz, değersiz, hatta düşmanca olduğunu söylemekte.

Herkesin şehit haberlerine verdiği tepki farklı olabilir. Saygıyla anmak, düşmana öfkelenmek, savaşa öfkelenmek, dua okumak, hislerini bir yere yazmak, sosyal medyada paylaşım yapmak, stratejileri eleştirmek, kendi kendine ağlamak, ağıt yakmak veya inadına işine gücüne, hayata daha çok sarılmak… Yani herkesin inancına, görüşüne, hayatına, karakterine göre bu üzüntü nasıl yaşanıyorsa odur.Mühim olan birebir aynı tepkiyi aynı kelimelerle vermek değil, milletçe duygumuzun ortak olmasıdır. E zaten milletin tanımı bile budur yahu!

Ve malumunuz, aynı duyguyu hisseden milyonlarca insan, milyonlarca farklı şekilde ifade edebilir.

Sevgili arkadaşlar, değerli vatandaşlar, o gencecik insanlar bu ülke tek parça ve birlik içinde yaşamaya devam etsin diye şehit oldu! ‘Biz, ötekiler’ işine girersek, işte şehitlere en büyük saygısızlık bu olur!

İlgili:  Kahraman hacamatçı tıp doktoruna karşı!

Lütfen birbirimize üzüntümüzü farklı şekilde ifade etmek, veya içimizde yaşamak konusunda tahammüllü olalım.

Sakin, saygılı, soğukkanlı ve birlik içinde duralım. Belki şehitlere en önemli görevimiz budur…

ACILI DÖNEMLERLE NASIL BAŞA ÇIKILIR?

Konserlerin bazısı iptal ediliyor, bazısı devam ediyor.

Televizyonda yayınlanan eğlence programları eleştiriliyor, kimisi de “Televizyonlar yayın yapmasın mı?” diyor haklı olarak. Bu sektörden biri olarak bu konu aklımı kurcalıyor.

Komedi dizileri bazı günler yayını kesmeli mi? Peki komedi olmayan diziler? Dramatik bir senaryoysa ama içinde espriler varsa ne olacak? Ya tiyatroysa? Trajikomik bir hikâyeyse mesela, çizgi nedir? Seyircinin ne kadar güldüğü mü? Konserlerin hangisi sanattır, hangisi eğlencedir? Şarkı seçimlerine bakarak mı karar verilmelidir?

Düğünleri, doğum günlerini ne yapacağız? Bugün Sevgililer Günü örneğin. Kapitalizm mapitalizm tartışmasını bir yana bırak, birbirini seven iki insanın kalpli malpli bir yemek yiyip birlikteliklerini kutlaması işine nasıl bakalım? Yapmasınlar mı? Hiçbir kutlama yapılmayacak mı? Hangisi yapılacak? Ve hangi günler? Zira bu ara milletçe hiçbir gün öyle aman aman bir keyfimiz de yok.

“Hayat devam etsin, ülke güçlü dursun, işimize gücümüze ve birbirimize her zamankinden daha sıkı sarılalım” görüşü de haklı, “Böyle bir günde bu vur patlasın çal oynasın neyin neşesi?” bakış açısının da haklı tarafı var.

Tarihte birçok memleketin acılı dönemlerinde popüler sanat, özellikle müzik ve moral veren hikâyeler zaman zaman devlet tarafından desteklenmiştir. Halka sabah kalkıp hayatına devam etme gücü vermesi amacıyla. Mesela Amerika’da Büyük Bunalım dönemindeki hep ama hep mutlu sonla bitmesi gereken filmler kuralı. Bu dönem hem kahkahası bol Marx Biraderler tarzı komedi filmlerinin çoğalmasına, sonrasında da kadın-erkek ilişkilerinde eğlenceli çatışmalar ve bol fars içeren Screwball Comedy janrının ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

İlgili:  'Sivil öldürecek olsak şu semtlerden başlarız' ne demek?!

Biz ne yapalım biliyor musunuz? Kural mural koymayalım!

Duygumuzun ortak olduğuna inanalım, sonra herkes doğru bildiğine, kendi bakışına göre davransın. İnat edip hayatı durdurmayanlar da, yas tutmayı tercih edenler de birbirine değer versin.

Ağlamayı görev bilenlerle, güldürüp moral vermeyi görev bilenler el ele tutuşsun. İşte o zaman bu acılı dönemi bir nebze kolaylaştırabiliriz.

Gülse Birsel, Hürriyet

Share.

Comments are closed.