Yeni yıl kötü geçecek!

0

Olumsuzluk müptelasıyız.

Yakınmak türümüzün özelliği.

Bardağın yarısını dolu görenleri hafife almak, kötümserlik patolojimizin doğal hali.

Her asrın insanı dünyanın halinden şikâyetçi olmuş. Bir uçta topluca etkilendiğimiz savaş, adaletsizlik, doğal afetler. Öbür üçta sevgisizlik, kıskançlık, ve haddimizi bilmezliğimizin doyumsuzluğu.

Ölümsüzlük düşlerinin hırsında bizden başka tür var mı?

İşte dinlerimiz.

Yakınmamızın arttığı dönemler de olmuş azaldığı da.

Günümüzde, yarından umudu kesenler çoğunlukta.

Sanki beride bıraktığımız avcı toplayıcı, tarım ve sanayii toplumları türümüzün altın çağı idi.

Yakınma bencilliğimizde, bizden önce yaşayanların badirelerini yadsıyıp günümüzü abartırken, gezegenimizi, türümüzü sarsan geçmiş felaketleri yok sayıyor, kötümserliğimizle geleceğimizi hadım ediyor, tüketim patolojimizde benden sonra tufan kapitalizminin ekmeğine yağ sürüyoruz.

Hayır!

Böyle gelmiş böyle gitmemiş.

Hep çabalayanlarımız olmuş böyle gelmiş dediğimiz böyle gitmesin diye.

Dinde, siyasette, ya da bilimde, çıkarlarını korumak isteyenlerin iktidarlarına rağmen, tarihimiz yarınların düşünü kuranların eseri.

Daha uzun, daha sağlıklı yaşıyoruz. Zamanın gelişmiş toplumlarında ortalama 25 yıl olan insan ömrü bugün üç katı. Kök hücre araştırmaları türümüzün binlerce yıl muzdarip olduğu hastalıklardan kurtulacağımızın habercisi.

Felaket haberleriyle dolu günümüzde bile savaşlarda ölenlerin nüfusa oranı tarihimizde bu kadar düşük olmamıştı.  Türümüzün tarihinde ilk kez devletler zorunlu askerliği kaldırmaya mecbur kalıyor. Gençler ölmek, öldürmek istemiyor. Birinci Dünya Savaşı’nda savaşmak istemeyenler hapse atılır, kurşuna dizilirdi. Devletler insanlığa karşı suçlarını sürdürmelerine rağmen bugün vicdani reddi tanımaya mecbur kalıyorlar.

Savaşın, savaşçının yüceltildiği çağlar geride kaldı. Sokaklarımızda kılıç kuşanıp caka atarak piyasa yapan subaylar artık ancak tiyatro sahnelerinde. Küba füze krizinde imkanları olanların sığınaklarına kaçtığında, dünyanın sonunu getirebilecek diye bakılan ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki asrın çatışması kurşun sıkılmadan bitti.

Tek tanrılı dinlerimizin cennetlerinde bile, ruhları yok diye başka canlılara yer vermemişken, kendimizi dünyaya buyruk kıldığımız tahtımızdan nihayet indirmeye başladık. Darwin’den diğer canlılarla akrabalığımızı öğreneli ancak 150 yıl geçti. İktidarlarını dinlere dayayanların aymazlığına rağmen dünyadaki, evrendeki yerimizin farkına varmaya başladık. Her ülkede eğitim düzeyi arttıkça dinlere aitlik azalıyor. Günümüzde ancak iktidar hırslılarının provakasyonlarıyla körüklenebilen milliyetçilik, daha yüzyıl önce aydını, yazarı, şairiyle hemen herkesin, ülkeler ve halklar arası düşmanlığı körükleyen aitliğiydi.

İlgili:  Moody’s neden şimdi not düşürdü? Sorumlu kim?

Bunları görmektense türümüzü kötülüyor, kötülükleri kaçınılmaz addederek edilgenleştikçe, dinlerle devletlerin el ele verdiği içinde yaşadığımız vahşi kapitalist düzeni meşru kılıyor çocukları mutsuzlukla zehirliyoruz.

Ne ekersen onu biçersin.

Kimi dinlerimizde kendimizi mahşer gününü beklemeye mahkum etmişiz. Kiminde, kurtuluna kadar kah insan, kah sürüngen kah böcek olmaya. Peki ne zaman türümüzün, erkeksi bir deyimle, adam olamayacağımız aymazlığımızdan uyanıp, yaşamımızın hakkını vereceğiz?

Umud etmeyen dünyayı değiştiremez.

Kapitalizmin bizi felaketin eşiğine sürükleyen, önce gizledikleri sonra da reddettikleri küresel iklim değişikliğine karşı yeni oluşturmaya başladığımız duyarlılıkla alternatif enerji kaynakları, 3D yazıcılarla yeni üretim biçimleri, bireysel tüketimden çok paylaşıma dayalı ekonomi, yapay zeka ile yeni yaşam biçimleri gündemde.

Dinozorlarla birlikte gezegenimizde türlerin %90’ınını yok eden göktaşlarına bile önlem almanın yolları araştırılıyor.

Küresel Gezi diye adlandırdığım Yeni İpek Yolu’nda, bayrak ve din bagajlarını arkalarında bırakanlar, demokrasinin kapitalizmi denetleyemediği, uzatmalara oynayan, evlilikten eğitime, aileden adalete, bildik kurumlarıyla teker teker çöken düzeni, oyununu oynamayarak gayri meşru kılıyor. Hiyerarşik olmayan lidersiz yatay örgütlenmelerle her alanda toplumsal bir dönüşümün eşiğindeyiz. Küresel sivil toplum örgütleri devletlere kulluğumuzu sonlandıracak yeni bir dünya vatandaşlığının habercisi.

Her alanda toplumsal bir dönüşümün eşiğindeyiz. Küresel sivil toplum örgütleri devletlere kulluğumuzu sonlandıracak  yeni bir dünya vatandaşlığının habercisi.

Sevmeyen isyanla yetinir. Yaratmaz. Yıkar.

Yarını kurmanın yolu, vur abalıya muamelesi yaptığımız türümüzü, türümüzle birlikte, kendimizden başlayarak bütün canlıları ve gezegenimizi sevmekten geçiyor.

Annem anlatmıştı. Aynı hikâyeyi Nelson Mandela’nın anılarında da okudum.

Güneş ve rüzgar adamın paltosunu hangimiz çıkartacak diye iddiaya tutuşur. Rüzgar esip şiddetini arttırdıkça adam sımsıkı sarılır paltosuna. Ardından güneş bulutların arasından hafifiçe başını çıkarır, adam kollarını gevşetir. Az daha yükselir, adam düğmelerini çözer. Tepeye geldiğinde adam kendiliğinden paltosunu çıkarmıştır.

Son kertede, şiddetin gücü tarihte hep yenik düşmüş. Yeterki ışığımızı diri tutmaya devam edelim.

İlgili:  Abdullah Gül siyasi mevta oldu

Gündüz Vassaf, T24

Share.

Comments are closed.