Yurt dışı oyların kritik önemi

0

Yurtdışındaki seçmen olan yurttaşlarımızın oy kullanmaya başlamasıyla görüldü ki bu oyların bir kıymeti harbiyesi var.

Yurtdışındaki seçmen olan yurttaşlarımızın oy kullanmaya başlamasıyla görüldü ki bu oyların bir kıymeti harbiyesi var. Şimdi cumhurbaşkanının 50+1 ile seçilecek olması bu oyların önemini daha da arttırıyor.

10 Ağustos 2014’te halkoyu ile yapılan ilk cumhurbaşkanlığı seçiminde de görüldü ki yurtdışı oylar R. Tayyip Erdoğan’ın lehine oldu. Randevulu sistem nedeniyle oy kullanma oranının çok düşük kaldığı (Yüzde 8,3) seçimde yüzde 51,7 oy alan Erdoğan yurtdışı sandıllardan ise yüzde 62,3 oy aldı. Buna karşılık E. İhsanoğlu’nun yüzde 38,6 olan oyu ise yurtdışında 27,92’de kalmıştı.

7 Haziran 2015 genel seçimlerinde artan seçmen sayısıyla birlikte randevuku sistem de kalkınca yurtdışı oy kullanma oranı da oldukça yükseldi ve yüzde 36,8 oldu. Bu kez yurtiçinde yüzde 40,66 olan Ak Parti yurtdışında yüzde 40,87’ydi. CHP ise yurtiçinde yüzde 25,13 iken yurtdışında yüzde 24,95’te kalmıştı. 1 Kasım’da da tablo yurtiçi ve yurtdışı oylarını hemen hemen benzer kılmıştı.

Filiz Aydın Koç’un incelemesinine dayalı Odatv haberine göre 16 Nisan 2017’de ise “evet” ve “hayır” oranları yüzde 47,9 katılımla yurtiçine göre yurtdışında oldukça farklıydı; “evet” yüzde 59,1; “hayır” ise yüzde 40,9.

Koç, toplam seçmen içindeki ağırlığı yüzde 5 olan yurtdışı seçmenlerin 24 Haziran seçimlerindeki etkisini ise şöyle değerlendiriyor:

“Yurt dışı oyları, hem cumhurbaşkanı adaylarının oy oranlarına etkisi hem de milletvekili seçimlerinde 87 seçim çevresine, yurtiçindeki ağırlığı oranında ‘oy sayısı’ eklenip, yurtdışı genelinde partilerin oy oranlarına göre dağıtılması nedeni ile seçim sonuçlarına önemli etkiler yapacaktır. Geçmiş genel seçimlerde görüldüğü gibi ana sonuca etkisi küçük görünmekle birlikte, partiler açısından oyların başa baş olduğu seçim çevrelerinde sonucu değiştirmesi bakımından oldukça önemlidir.

Yukarıda söz edildiği gibi geçmiş seçimlerdeki yurt dışı oy oranlarına partiler bazında baktığımızda; AK Parti ve HDP lehine ve CHP ve MHP’nin aleyhine etki göstermektedir.

24 Haziran Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde 07.06.2018- 19.06.2018 arasında ve azami 13 gün süre ile; Cumhurbaşkanı Seçiminin ikinci tura kalması halinde ise, 30.06.2018- 04.07.2018 arasında ve azami 5 gün süre ile oy kullanacak yurt dışı seçmenleri yine seçim sonuçlarına etkisi açısından oldukça önem taşıyacaktır. Burada önemli bir husus Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci tura kalması halinde, yurt dışı seçmenlerinin tekrar sandığa gitmesi için 5 günlük oy verme süresinin oldukça kısa olmasının, ikinci tur seçmen katılımını düşürme ihtimalidir.”

İşte bu yüzden Erdoğan yurtdışı seçmene çok asılıyor ve ille de birinci turda seçilme üzerinde duruyor!

Fakat Avusturya, Hollanda, Almanya ve arkalarından gelen Avrupa’lılar 24 haziran seçimlerine ilişkin Erdoğan’ın siyasi toplantılarına izin vermeyeceklerini açıklayınca rota bu kez Saraybosna’ya çevrildi. Erdoğan bunu yaparken Bosna-Hersek’in fay hatlarını da, bu genç devletin Avrupa Birliği hayalini de dikkate almadı. Bu noktada tartışmalar, itirazlar hemen başladı. Bu tartışma ve itirazları Saraybosna gazetelerinde okumak mümkün. 20 Mayıs’ta Saraybosna’da yapılmak istenen ve 10 bin kişinin katılması hedeflenen gurbetçi kapalı salon toplantısında ısrar eden Ak Parti’nin muradı, Bosna’nın çıkarlarının ötesine geçiyor! Uluslararası ilişkiler teamüllerine göre Erdoğan’ın Saraybosna’da yapmayı tasarladığı toplantıyı iptal etmesi hem Türkiye’yi hem de Bosna-Hersek’i rahatlatacak. Tersi ise ikili ilişkilerde sıkıntı oluşturacak.

İlgili:  Ölüm, adın ‘Şöhret’ olsun!

Nitekim, Daha İyi Gelecek için İşbirliği Partisi (SBB) Genel Başkan Yardımcısı Adisa Arapoviç, Erdoğan’ın Saraybosna’daki seçim etkinliği planlarını eleştirerek, “Bu kötü bir mesaj. Biz hiç haber vermeden ziyarete gelinecek tebaa değiliz” dedi. Boşnak milletvekili Sadık Ahmetoviç de, “Eğer isteyen herkes, siyasi toplantılar düzenlemek için ülkemize gelirse, egemenliğimizi kaybederiz” şeklinde konuştu.

SEÇİMLERDE BAĞIMSIZ GÖZLEMCİ OLMAMASI HANDİKAP

Uluslararası kuruluşların seçimleri izleybildiği ve seçim güvenliği ve kuşkularının yoğun olduğu, 16 Nisan 2017 referandum sonuçlarının kuşkulu karşılandığı Türkiye’de 24 Haziran seçimlerinde muhalefetin AGİT anlaşması çerçevesinde etkin gözlemci istemesi kaçınılmaz. Umarım bu konuda muhalefetin cumhurbaşkanı adayları da siyasi partiler de kendi önlemleriyle yetinmeyerek girişimde bulunacaklardır.

Tabii uluslararası gözleme açık seçimler yerli bağımsız gözlemcilerin seçimleri izlemesine 298 sayılı yasanın 25. Maddesi izin vermiyor. Yasa sadece siyasi partilerin gözlemcilerine izin veriyor. YSK böylelikle sivil toplum kuruluşlarının taleplerine olumsuz yanıt veriyor. Sandık Gücü, Oy ve Ötesi gibi gönüllü sivil inisiyatifler de yasayı delerek rol oynamaya çalışıyor. Ancak resmen müdahil olma şansları yok. Sandık kurullarının artık hükümetin denetimindeki memurlardan oluşacağı dikkate alındığında seçimlerin daha da kuşkulu hale geldiği açık. Oysa, seçimlerin adil, eşit, şeffaf, güvenilir ve inanılır bir ortamda gerçekleşmesi için bağımsız yerli gözlemciler şart! AGİT’in de bu yöndeki tavsiyelerine karşın Ak Parti hükümetleri bu konuda bir adım atmış değil ve niyeti de yok! Çünkü bulanık suda balık avlamak kolay! Oysa pek çok ülkede bağımsız gözlemci uygulaması var. ‘Yerli ve milli’ olmak iddiasındaki Ak Parti hükümeti yerli ve milli bağımsız gözlemcilerden neden çekinir, bunu anlamak zor!

DOĞAN GRUBU’NA SEÇİM ÖNCESİ MÜDAHALE SEÇİME MÜDAHALEDİR

Öteyandan seçimler ve refrandumlar Ak Parti iktidarlarının özellikle 2015 Haziran seçimlerinden itibaren kuşkulu hale gelmeye başladı. Demokrasiyi tramvaya benzeten, binilir ve inilir diye tanımlayanların iktidara geldikten sonra inmemek için her çareyi mübah sayan bir anlayış ve duruşla seçimlere illegal müdahaleler yapabilecekleri muhalefet ve seçmenler gözünde ciddi bir kuşku. Nitekim uluslararası gözlemcilerin 2015 Kasım seçimlerinin hemen ardından yayınladıkları rapordan aşağıya alacağımız paragraflar da tabloyu ortaya koyuyor. Ki, 24 Haziran seçimlerinin hemen öncesinde adeta üzerine çökerek iktidarın en kapsamlı medya grubunı (Doğan) tarafına geçirmesi başlı başına bir seçim müdahalesidir ve daha önce Milliyet ve Vatan’ı dengesizlik adına Doğan’dan alıp Demirören grubuna verdiren hükümet ve ilgili kuruluşlar CNN, Posta, Hürriyet ve diğerlerini aynı gruba verdirirken dengesizliğe yol açtıklarını düşünmüyorlar mı? Dünyanın kuvvetler ayrılığına dayalı hiçbir demokratik ülkesinde seçime birkaç ay kala apar topar bu kadar büyük bir medya maniplasyonu yapılamaz! Yapılırsa orada demokrasiden söz edlemez, kuvvetler ayrılığından söz edilemez.

İlgili:  Yazık kimin torunlarıysa

KASIM 2015 SEÇİMLERİ SONRASINDAKİ ULUSLARARASI GÖZLEMCİ RAPORU

Uluslararası gözlemcilerin son olarak 2015 Kasım seçimleri sonrasında açıkladığı rapor da seçimlerdeki sıkıntılı alanları ortaya koymaktadır. İşte o rapordan paragraflar:

-Uluslararası gözlemciler yayınladıkları rapor ile Türkiye 1 Kasım erken seçimlerinde seçmenlere çeşitli seçenekler sunulduğunu, bununla birlikte, özellikle ülkenin güneydoğu bölgesi olmak üzere, içinde bulunulan zorlu güvenlik ortamının, partilerin üyelerine, binalarına ve kampanya materyallerine yönelik saldırılar da dahil çok sayıda şiddet olaylarının da eklenmesiyle adayların özgürce kampanya yürütme olanaklarına zarar verdiğini belirtti.

-Gözlemciler basın özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların ciddi bir kaygı sebebi olmaya devam ettiğini dile getirdi. Türk vatandaşları gerçek ve güçlü siyasi alternatifler arasında bir seçim yaparlarken, hızla azalan basın kuruluşu sayısı ve genel olarak ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar sürece etki etmiştir ve ciddi endişe kaynağı olmaya devam etmektedir.

-10 Ekim tarihinde Ankara’da gerçekleşen büyük bir bombalı terör saldırısının, tüm siyasi partilerin kampanya faaliyetlerine geçici olarak ara vermeleri ile beraber, seçim atmosferini ve kampanyaların yürütülmesini önemli derecede etkilediği belirtilmiştir.

– Adayların büyük kısmının seçmen kitlesine yönelik mesajlarını iktidar partisi ve diğer adaylar arasında kutuplaşmanın olduğu bir kampanya ortamında iletebildiği ve cepheleştirici söylemlerin yaygın olduğu dile getirilmiştir. Kampanya sürecinin son iki haftasına, ağırlıklı olarak Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) mensup, üyelere ve aktivistlere yönelik artan sayıda saldırıların ve tutuklamaların damga vurduğu dile getirilmiştir.

-Maalesef, bu seçim kampanyasının karakterini adaletsizlikler ve kayda değer seviyede kaygı belirledi. Bunun ışığında, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu sorunlarla baş ederken, cumhurbaşkanının bu seçimlerde başarısız olanlarınki de dahil olmak üzere bütün seslerin duyulmasını temin eden, kucaklayıcı bir siyasi süreç için çalışması daha da hayati bir önem kazanmıştır.

-Gözlemciler, medya ortamı çeşitli kuruluşlardan oluşurken, ifade özgürlüğüne yönelik aşırı düzeydeki yasal kısıtlamaların yürürlükte kalmaya devam ettiğini belirttiler. Teröre destek ve Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla gazetecilere ve basın kuruluşlarına yönelik soruşturmaların, internet sayfalarının engellenmesinin, önde gelen basın kuruluşlarına el konulmasının ve dijital servis sağlayıcılarının bir takım televizyon kanallarını yayınlarından çıkarmalarının seçmenlerin farklı görüşlere ve bilgiye ulaşmalarını kısıtladığını ifade ettiler. Medya izlemesi, takibi yapılan beş televizyon kanalından, kamu yayıncısı da dahil olmak üzere, üçünün yayınlarında hükumet lehine taraflı yayın yaptıklarını ortaya koyduğunu belirttiler.

-Gözlemciler tarafından, AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu’nun ve Avrupa Konseyi’nin 2011 yılına dayanan ve yasal boşluklara ve çelişkilere yönelik olan geçmiş tarihli tavsiyelerinin genellikle karşılanmadığına işaret edilmiştir.

İlgili:  ‘2.500.000 sahte seçmen var’

-Her bir seçim çevresi için sandalye sayısını belirlemede kullanılan sistemin, sandalye başına düşen seçmen sayısında belirgin farklılıklara yol açarken yüzde onluk barajın siyasi çoğulculuğu kısıtladığı, eşit oy ilkesine aykırılık teşkil ettiği belirtilmiştir.

-Gözlemciler, Yüksek Seçim Kurulu kararlarının yargı denetimine tabi olmayışının güçler ayrılığı ilkesine ters düştüğünü ve seçime ilişkin konularda yargı yolunu kapattığını belirtmişlerdir. Anayasa Mahkemesi tarafından kısa süre önce alınan ve temel hak ve özgürlüklerin ihlali söz konusu olsa dahi, Kurul’un kararlarının denetime tabi olamayacağına hükmeden kararın yasal tazmin olanaklarını daha da fazla kısıtlayacağını hatta ihlal edebileceğini dile getirmişlerdir.

-Gözlemciler, silah altında bulunan er ve erbaşlar, askeri öğrenciler ve hükümlülerin oy kullanma hakkının kısıtlanmasının AGİT taahhütleri ve diğer uluslararası yükümlülükler ile uyumlu olmadığını dile getirmişlerdir.

-Kadınlar, siyasi yaşamda olması gerekenden az düzeyde temsil edilmelerine rağmen, seçim kampanyasında aktif rol oynamışlardır. Anayasa tarafından cinsiyet eşitliği teminat altına alınmakta ancak siyasi partilerin kadın aday göstermesi konusunda herhangi bir yasal yükümlülük bulunmamaktadır. Kadınların katılımını arttırmak amacıyla bazı partilerin cinsiyet kotası uygulaması ve destekleyici tedbirler alması olumlu bir gelişme olarak kaydedilmiştir. Genel olarak, parti listelerinde yer alan adayların yaklaşık %24’lük bir kısmı kadınlardan oluşmaktadır.

TAMAM

Ak Parti iktidarının oluşturduğu bütün handikaplara ve kuşkulara karşın Erdoğan’ın “Tamam” repliği de bir yuvarlanmayı, aşağıya doğru düşüşü hızlandırdı. Bu sefer her türlü maniplasyona, eşitsizliğe, baskılara ve devlet olanaklarının seferber edilmesine karşın Erdoğan gidici gözüküyor. Doğan Grubu operasyonu da, 50+1 de, Bosna toplantısı da; her şey ayağına dolanıyor gibi!.. “Cumhur -un bir kısmının- İttifakı”nı ezen “Millet İttifakı” ve CHP’nin de aday olarak İnce’yi göstermesi Erdoğan’ın moralini de bozmuş gözüküyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması ve 24 Haziran’da oluşacak parlamento yapısında muhalefetin çoğunluğu alması kesin gözüküyor.

Çok çeşitli araştırmaların bileşkesi yanında kişisel gözlemlerim ve izlenimlerimle bugün itibarıyla 24 Haziran’da Ak Parti’nin yüzde 41, MHP’nin yüzde 4; CHP’nin yüzde 25, İyi Parti’nin yüzde 16, SP’nin yüzde 2, HDP’nin yüzde 12 civarında oy alacağını öngörüyorum.  Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise ilk turda şu sonuçlar alınır: Erdoğan: 42, İnce: 26, Akşener: 17, Demirtaş: 13, Karamollaoğlu: 2, Perinçek: 0.

Bu demek oluyor ki, ikinci turda HDP anahtar parti olacaktır. Ak Parti-HDP makası olabildiğine açık… Barzani de bu makası kapatacak gözükmüyor! O halde yolcudur abbas, bağlasan durmaz. Erdoğan gidici. Yeter ki ikinci tur için muhalefet Erdoğan karşısında fire vermeden bütünlüğünü korusun, kendi ayağına kurşun sıkmasın. O zaman bu iş “tamam”dır.

M. Ayhan Kara, OdaTv

Share.

Comments are closed.