Abbasi Rönesansı

0
Doğan Kuban

Doğan Kuban
Diğer Yazıları

Fatih, Bellini’ye portresini yaptırarak aslında kapıyı aralamıştı…

Sosyal antropolog Jack Goody’nin Renaissances: The One or the Many (Cambridge, 2010) adlı kitabı Rönesanslar adı altında Bahar Tırnakçı’nın çevirisiyle 2015’te yayımlandı. Jack Goody’nin amacı Avrupa’ya 18. yüzyıldan sonra dünya egemenliğini sağlayan bilimsel ve teknolojik üstünlüğün, sadece kendisine özgü bir niteliğin göstergesi olmadığını ve dünya tarihinde pek çok rönesansın da bunu gerçekleştirdiğini göstermekti.

Türk ve İslam kültürünün gelişmesi sürecinde Osmanlı tutuculuğu onu Batı’nın sömürdüğü ve yok ettiği devletler arasına sokmuş, Kurtuluş Savaşı ve devrim bu süreci durdurmuştur. Batı’nın 1950’deki ikinci hamlesiyle devriminin etkisi giderek azalmış, sömürgeleşme, değişik bir yüzle, yeniden kapımıza dayanmıştı.

Bu durum İslam dininin doğasından kaynaklanmıyor. Pek çok Müslüman yazarın belirttiği gibi Arap medrese geleneğinin yorumundan kaynaklanıyor.

Abbasi Rönesansı, devam etseydi, İslam dünyasının şimdiki zavallı durumda olmayabileceğini de kanıtlıyor. Jack Goody, bir bakıma, Batı megalomanisine bir şaplak atıyor. İslamlıktan bize sadece yobazlık mirası kalmadı. Abbasi Rönesansı, Cumhuriyet’in ne yapmak istediğini daha iyi değerlendirmenize yardım eder. Umut verir. Bu bağlamda tarihimize çağdaş odaklı bir gözle bakarak hamasi hikâyeler yerine, karşılaştırmalı bir tarih yöntemi seçmek, toplumun olanaklarının medrese kafalı bir düşüncenin çok üstünde, yeni gelecek perspektifleri sunduğunu halka göstermek gerektiğini göreceksiniz. Bu aydınlanmayı başaracak sayısız tarihçimiz olduğuna inanıyorum.

Ülkeyi içine düştüğü yarı sömürge durumundan kurtarma şansımız, İslam’la birlikte Türkiye’nin geleceğinin de gazete edebiyatından farklı bir düzeyde tartışılması gerektiğini gösteriyor.

Jack Goody’nin kitabının girişinde vurguladığı temel görüş Müslümanları ve özellikle bugün bizi yakından ilgilendiriyor.

“ABBASİ RÖNESANSI”

(…) Peygamberin amcasının oğlunun sülalesinden gelen Haşimilerin kurduğu Abbasi hilafetinin, İslam’ın en güçlü döneminde gerçekleştirdikleri büyük kültürel atılım “Abbasi Rönesansı” adını taşıyor. Osmanlı İslamı’nın bu aşamayla ilişkisi kesik. Avrupa Rönesansı’nın temel bileşenlerinden birini oluşturan ve en yüksek gelişmesine 11-12. yüzyıllarda varan Abbasi Rönesansı Osmanlı’ya hiç yansımamış.

İlgili:  Toplum, bir yönü ile Ortaçağda yaşıyor

Ve günümüz İslamı’nı geri kalmış toplumlar düzeyine düşüren bu kültür politikası, daha doğrusu politika yokluğu, Osmanlı’nın cehaletini bir Türk simgesi olarak bugüne kadar yaşatıyor. Günümüzde de toplumu sarsıyor. Her alanda cehaletle burun buruna yaşıyoruz.

Bu çok iyi bilinen tarihi gelişmeyi bilinmeyen bir iki ayrıntısıyla anımsatmak istiyorum. Haşimi ailesi Halifeliği Emevilerin elinden aldı ve yeni İslam devletinin merkezi Şam’dan Bağdat’a gitti (Bağdat, Farsça Tanrı vergisi anlamına gelir). Bu kent Sasani üslubunda yapılmıştır. Başkentin adı da Sasani Tanrısına verilen vergidir. Bu, ikinci hilafet döneminin iki İslam öncesi kültür geleneğine yani Helenistik ve Roma ile Sasani geleneklerine ne kadar bağlı olduğunu gösteriyor.

Abbasi dönemi Uzakdoğu ticaretinin güçlenmesi, kâğıt ve ipeğin gelmesi, Arapçanın yaygın oluşunun sağladığı iletişim, Budizm etkileri ve Türk göçerlerin, geleceğin egemen gücü olarak İslam dünyasına girmeleri gibi gelişmeleri içeriyor. Bu o zamanın Avrupasını aşan bir uygarlık performansıdır. O zaman İslam’ın bir ucu Pireneler’deydi.

Türkler gibi Araplar da yarı göçer ve yağmacı bir toplum olarak, egemenlik alanlarında oldukları toplumların neyi varsa alıp kullandılar. Araplar göçer ve yağmacı bir toplumdu. Hıristiyanlar, Yahudiler, Zerdüşti İranlılar, Türkler, Kürtler, Berberler, hizmet ederek, sonra Müslüman olarak İlk İslam imparatorluğunu ortadan kaldırdılar.

Abbasi çağında daha Harun Reşid döneminde başlayan çok büyük ve düzenli bir kitap çeviri dönemi oldu. Bağdat’ta Halife Memun döneminde kurulan “Beyt’ül Hikmet” ağırlığı çeviriye dayanan bir bilim enstitüsüydü. Bu enstitüde temelde Yunanca ve Latince’den, Arapça’ya 900’den fazla antik yapıt çevrildi. İslam tarihinde bu bağlamda uzun kavga ve çekişmeler olmuştur. Fakat bu bilginin İslam dünyasına kazandırılmasıyla birlikte İslam tarihinde matematik, zik, astronomi, tıp ve felsefe alanında hummalı bir üretim yapıldı. İslam dünyasının dünyaca tanınan bilim adamlarının ve düşünürlerinin hemen hepsi bu dönemde yetiştiler. Bunlarla ilgili bilgi, sayısız yayında var.

İlgili:  Okumuşun Sorunu

Harezmi’nin matematik mirasının önemini Avrupa 15. yüzyıldan bu yana biliyor. Bütün Arapça antik çevirilerinin, Ortaçağ’dan başlayarak, Arapçadan Latinceye çevrildiğini, İbn Rüşt (Averreos), İbn Sina (Avicenna), Avempace gibi filozofların yapıtlarını, 16. yüzyılda İbn Sina’nın tıp ansiklopedisinin 22 kez basılmasını, İbn Heysemin (Alhazen) ziğinin 17. yüzyıla kadar ders kitabı olarak okutulduğunu biliyoruz.

Bize perspektifin Rönesans sanatçıları tarafından icat edildiği, bunun insanın çevreyi algılamasında ne kadar önemli olduğu anlatılmıştı. Jack Goody perspektifin İbn Heysem’in Kitabü’l Menazir (Optik) adlı kitabında olduğunu ve bunun çevirisini 13. yüzyıldan başlayarak okutulduğunu yazar.

Türk İslam kültürü için acıklı olan bizim bunlardan habersiz yaşamamızdır. Matraki’nin İstanbul minyatürleriyle Floransa’nın 15. yüzyılda yapılan bir perspekti Türklerin dünyayı algılamakta Avrupa’ya göre ne kadar geri kaldığını kanıtlar. 16. yüzyılda Yakındoğu’ya egemen olan Osmanlı Devleti bir cehalet çukurunda yaşadı. Bugün de Türkiye orada yaşam savaşı veriyor.

Abbasi Rönesansı cahilliğimizin nedenini Müslümanlığa dayamaya olanak vermez. Osmanlı da Abbasiler gibi kozmopolit bir imparatorluktu. Abbasilerin vezirleri Belh ve Budist kökenli Bermekiler, Fatih’in ve Osmanlı’nın vezirleri de Hıristiyan kökenli Rum ya da başka uluslardan insanlardı. Biz Abbasi Rönesansı’nı izleyebilirdik. Fatih, Gentile Bellini’ye bir portresini yaptırarak kapıyı açmıştı.

1726-29’da İngiltere’de yaşayan Voltaire, Newton’un toplumdaki saygın yerini öğrendiği zaman, bunun Fransa’da söz konusu olmadığını anımsayıp 14. Louis çağına esef etmişti. Bizde ne esef eden var, ne geriye bakan var, ne de ileriye bakan var. Ama toplum telefonlu, internetli ve televizyonlu.

Share.

Comments are closed.