Balık tava ve yağ

0

Palamut mevsimine girdik. Doktorlar, balığı ızgara veya buğulama tarzında pişirip yiyin tavsiyesinde bulunuyorlar. Ama palamudun özellikle takoz şeklinde doğranmış olanın, tavası daha lezzetli olur. Balık kızartılırken tavaya konan yağın miktarı önemlidir. Tavada yeterince yağ olmazsa, balık kurur ve hatta yanar. Ekonomide de piyasadaki “para miktarı” ile “üretim hacmi” arasında böyle bir ilişki vardır. Eğer piyasada yeterince para olmazsa, “ödemeler sistemi” tıkanır ve üretim yapmak zorlaşır. Sonunda milli gelir düşer.

Enflasyon, üretimin gerektirdiğinden fazla para basılmasıdır diye tanımlandığı için, yarım yamalak iktisat öğrenenlerin hepsi “sıkı para” taraftarıdır. Bugünlerde yine bu yarı cahil sıkı paracıların sesi gür çıkıyor. Zavallı Merkez Bankası da “sıkı para duruşumuz devam edecektir” diye piyasaya sözde güven veriyor. Marifet parayı sıkmaktır diye bellenince, yaman iktisat hafiyeleri de Merkez Bankası bilançosunu inceletip, nasıl da üstü kapalı para genişlemesi yaptığını bulmaya çalışıyor.

DEVALÜASYONDAN SONRA PARA İHTİYACI ARTAR

Devalüasyonu izleyen enflasyonun yarattığı ilave para ihtiyacı ile milli gelir büyümesi ilişkisini irdelemeden bir hususu, tekrar, tekrar vurgulamak istiyorum. Türkiye “çift para birimli” bir ülkedir. Ekonomisinin ısınmasının veya soğumasının sebebi Türk Lirası ile alınan borçların “faizi/maliyeti” değil, dövizli borçların “maliyeti/faizi”dir.

Bu maliyet “döviz faizi+kur farkı” olarak hesaplanır. Son aylarda dövizli borçların maliyeti (faiz diye okuyun) aşırı yükselmiştir. Bu yüzden “ekonomi buz kesmiştir”. Hal böyle iken, Merkez Bankası’nın TL faizini artırması, “ekonomiyi soğutacak” dolayısıyla “enflasyonu düşürecek” demek için şaşkınlık yetmez “iktisat okumuş ve okuduğunu anlamamış” olmak gerekir. Nokta.

Merkez Bankası’nın faizi yükseltmesi, eğer döviz fiyatlarındaki artışı durdurur, hatta geriletirse bu, ekonomiyi olsa olsa ısıtır. Zaten ekonomimizin şu aralık ihtiyacı olan şey daha fazla soğumak değil, biraz ısınmaktır. Devalüasyon yüzünden “fiyatlar genel düzeyi” artmıştır. Milli gelir, alışveriş yapıldıkça oluşur. Bugün, herhangi bir alışveriş işlemi için gerekli olan TL miktarı, geçen yılın aynı gününde yapılmış tıpatıp aynı işlemde kullanılan para miktarından kabaca %20 fazladır. Eğer para arzı bu kadar artmazsa ortaya iki hal çıkar.

İlgili:  Nation of Islam/İslam Milleti/Black Muslims

1. Alışveriş hacmi, yani milli gelir azalır.

2. Fiyatlar gerilemeye başlar. Hangisinin olacağını, enflasyonun altında yatan kök sebep belirler.

MALİYET İTMESİ-TALEP ÇEKMESİ

İçinde insan olan iktisadi ve sosyal olaylar  “bu, kesinlikle bundan olmuştur veya böyle olacaktır” diye anlatılamaz. Ama hiçbir sonuç da sebepsiz değildir. Genel olarak enflasyonlar “maliyet itmesi” (cost pushed) veya “talep çekmesi” (demand pulled) diye iki başlık altında toplanır.

Bugün Türkiye’de hüküm süren enflasyon, birinci türdendir. Artan döviz kurları yüzünden maliyetler artmış, onlar da fiyatlara yansımıştır. Bu şartlar altında “sıkı para” politikasıyla enflasyonu düşürmek mümkün değildir. Enflasyon düşmeyeceğine göre, para miktarı yetersizliğinden dolayı milli gelir daha beter düşecektir. Herhalde kimse bunu istememektedir.

Son söz: Yüksek ateşli hastanın üstüne battaniye örtülmez.

Sözcü

Share.

Comments are closed.