Sagalassos

0

İstanbul Teknik Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi “Globalleşmenin Gölgesinde Eşitsizlikler” konulu bir iktisat çalıştayı düzenlemiş. Beni de ekonomi yazarı olarak davet etmişlerdi. Geçen hafta 20’den fazla iktisat hocasını bir araya getiren bu toplantıya dinleyici olarak katıldım. 13 akademisyen sunum yaptı.

Özetle şu söylendi. Küreselleşmenin arttığı, yani sermayenin ve malların, ülkeler arasında daha serbestçe dolaştığı son 16 yıl içinde Türkiye’de milli gelir dağılımı az da olsa daha eşitlikçi hale gelmiş. Ancak 2010’dan sonra bu iyileşme zayıflamış. Bu toplantıda sunulan çalışmalar çok önceden uzun emeklerle hazırlandığı için program dışına çıkılmadı.

Bu normaldi. Ama benim kafamda ülkemizin içinden geçtiği ekonomik fırtınadan nasıl çıkılacağına dair sorular vardı. Bu kadar değerli iktisatçıyı bir arada yakalamışken bunu öğrenmek isterdim. Ama bir fırsat yaratamadım.

SAGALASSOS ANTİK KENTİ

Yukarıda bahsettiğim toplantı Burdur’un Ağlasun ilçesi sınırları içinde, antik Sagalassos kenti yakınında inşa edilmiş sevimli bir dağ otelinde yapıldı. Burası ve çevresi görülmeye değer yerler. Ben bu antik kentin adını daha önce hiç duymamıştım. Şu kadarını söyleyeyim, İzmir için Efes ne kadar değerliyse, Burdur için de Sagalassos o kadar kıymetlidir.

Bu ören yeri, Ağlasun’un, hatta Burdur’un kaderini değiştirebilir. Bu üç günlük gezide beni çok mutlu eden şeyleri sıralamak istiyorum.

Birincisi, toplantının yapıldığı otel sevimli, zevkli döşenmiş mekânları, açık ve kapalı havuzları ile spa’sı olan 50 odalı bir lojman. Bina 1250 rakımda oturuyor. Etrafı dağlarla çevrili, ağaçlıklı uçsuz bucaksız yaylalara bakan, nefes kesen bir manzaraya sahip.

İkincisi, ören yeri çok iyi düzenlenmiş. Yürüyüş yolları, seyir terasları ve dinlenme alanları temiz ve düzgün. Düşmeye ve kaymaya karşı alınan emniyet tedbirleri mükemmel. Buraya hem mimar hem mühendis eli değmiş besbelli. Kaldırım taşlarını, basamakların ahşap traverslerini döşeyen, alüminyum tırabzanları yapan ustaları tebrik ederim. Hepsi iyi iş çıkarmışlar.

İlgili:  Diyanet’in yeni misyonu ve vizyonu

Üçüncüsü Burdur Müzesi. İşte burası başlı başına bir efsane… Pek tabii efsanenin esasını içindeki muhteşem, evet muhteşem heykeller oluşturuyor. Ama müzenin kendisi de içiyle-dışıyla mükemmeldi.

DEVLET VE MEDENİYET

Türkiye’deki antik kentlerin ören yerlerini gezerken hep aynı şeyleri düşünürüm. İki-üç bin yıl önce bu topraklarda yaşayan insanlar, “fikri ve fiziki” olarak bugünden çok daha yüksek bir uygarlık kurmuşlar. Etrafı çeşmelerle, sütunlarla ve heykellerle süslenmiş alışveriş meydanlarına, açık hava tiyatrosuna, kütüphanesine, caddelerine ve konut alanlarına bakınca, bu toplumların “izafi olarak” günümüzden daha yüksek bir milli gelir düzeyinde bulunduğuna hükmediyorum.

En önemlisi, bu kentleri planlayan akıllı bir devletin var olduğuna ve bu devletin de bu yatırımları yapacak güçlü bir maliye bakanlığı olduğuna karar veriyorum. O zaman Süleyman Demirel’in “İnsanlığın en büyük icadı ve toplumların en önemli eseri, kurdukları devlettir” sözünü hatırlıyorum. Ören yerlerini gezerken “Tanrı-Kral”ı değil, onun kurduğu kurumu, yani devleti düşünün.

Son söz: Olmaya devlet cihanda, uygar bir devlet gibi.

Sözcü

Share.

Comments are closed.