Biz edebiyattan geldik

0
Soner Yalçın

Soner Yalçın
Diğer Yazıları

Turgut Uyar’ın şiiridir:
“Herkes ne zaman ölür;
elbet gülünün solduğu akşam!”
Erdal Öz kitabına ismi bu dizelerden seçti: “Gülünün Solduğu Akşam.”

Tarih: 30 Haziran 1971.
Ankara Bir Numaralı Mamak Cezaevi.
Deniz Gezmiş’in söylediği cümleyi Erdal Öz günlüğüne geçirdi:
“Biz edebiyattan geldik reis!”
68 Kuşağı’nın edebiyata verdiği değeri gösterir bu söz. Keza…
Savaş meydanındaki çadırında kitap okuyan Mustafa Kemal’in edebiyatla ilişkisi unutulabilir mi?
Marks, Balzac’a hayrandı. Onun kentsoylu düzene yukarıdan bakan, para-zevk ve iktidarın temel amaca dönüştüğü bir dünyayı anlatan eserlerini çok beğeniyordu.
Edebiyatsız olmaz.

Bu köşede…
Elimden geldikçe edebiyata yer vermeye çalışıyorum.
Yazarları sizlere tanıtmaya çabalıyorum.
İşte… Göksel Bekmezci bu isimlerden biri.
“Bir Elmanın Yarası” şiir kitabını elimden bırakamadan okudum.
İlk dizelerinde beni kitabın içine “buyur” etti:
“bir gün gonca dedi ki;
keşke tanrı sen olsaydın.
neden? diye sordum
kıyametin incitmezdi, dedi.”
“gonca”, Gonca Vuslateri…
Dostluklarını öyle güzel edebi yazmış ki…

bir elmanın yarası

Aradan çekilip sizi Göksel Bekmezci ve gonca ile baş başa bırakayım:
“2002 yılının bir Kasım akşamında Göztepe’den Maltepe’ye yürüyerek başlayan arkadaşlığımız, dönüş yolunda çoktan bürünmüştü dostluğa. En çok Kadıköy’ün geceleri şahittir sustuklarımıza. Ve en çok sessizlik ayakta durmuştur konuştuklarıma…
Daha ilk gün söylemiştim:
Gonca,
hayat sana iyi bakmak zorunda!
*
Yıllar sonra şöyle yazmıştı Gonca:
göztepe’den maltepe’ye yürünür de, para olmadığı halde
‘parasızlıktan’
değildir sebebi.. o sebep sensin işte..

Paramsar’dı Gonca.
Sözden, sözlükten bağımsız anlamlardaydı..
Kaç çocuk kendini çağırmıştır hayatta
‘Gonçaaa…’ diyerek, elleri havada…
Kadıköy’de aldığımız tek oda, yaşam sigortasıydı Onda.
Ya paramız olmazdı ya da bir yerlerden alacağımız…
Hayat, ne yapar eder bir şeyler gönderirdi, evet ama
bizi var eden, yokluğumuzdu aslında
*
Dostluğumuz kendimize yürüdüğümüz bir yoldu.
Gonca, evsiz kalıp Harbiye’de bana yerleştiğinde,
bir kızgınlık anında beni evimden kovmuştu.
Biraz caddelerde dolaşıp, mağaza vitrinlerine bakmış, telefon görüşmeleri yapmıştım.
Üşümeye başladığım bir sıra kapısını çaldığım kişi yine Gonca olmuştu.

Kendi evime misafir olduğum o gece,
sevdiğim bir yemeği sipariş etmeyi de ihmal etmemiş, şöyle yazmıştı sonrasında:
‘emek sepeti olsa..
her gün seni sipariş etsem kendime..
başka kimin emeği var ki ruhumun üzerinde?’
Ertesi gün de yalnız kalmaya ihtiyacı olduğunu söyleyip, tatil planı yapmıştı.
Planda giden bendim, kalan ise O’ydu…
*
Gonca yazdıkça hafiflerdi, ben okudukça…
Gonca anlattıkça yürürdü, ben sustukça…
Hayat, sadece zaman almadı, bizi de aldı.
Şimdi ilk hangimiz ölsek,
kendimize düşen bir notu ararız mezar taşımızda…”

“söz geçmişim”

Göksel Bekmezci kim mi?
Kendisi anlatsın size…
“söz geçmişim
ben, göksel bekmezci.
kendimi bir yerlerden tanırım ama çıkaramam.
yalnız yaşarım. fakat evime geç kaldığımda telaşlanırım.
kalbim ‘78 model ve tek tanrılıdır, ruhumsa yan sanayi.
bazı şeyler hayal gücüme gider, çok şeyse bilinçaltımda ezilir.
aşklarımda yoklama alırım. içim yanımdaysa, herkesi var yazarım.
bayramlarda tanrı’yla şeytan’ın barışmasını bekler;
kıyamet, bir pazar gününe denk gelse, can kaybı fazla olmaz sanırım.
dilbilgisinin önemini öpüşürken hatırlar, sevişirken ne haz kontrolü yapar ne de sekse siyaseti karıştırırım.
oturur, kendime çalışırım.

edebi metinlerin içinde en çok ebedi metinleri severim. hüzne yetenekliyim.
bazı günler kendimi dağıtır, zamanla toplar, çıkan sonuçları yüzüme çarparım.
dönüş sanatları da olsun isterim.
herkes, hiç olmadıkları yerlere gitmek isterken, ben, kendime gelsem yeterim. kendim bana ne diyecek, canıma ne istetecek; onu merak eder, onu dinler, onu susarım. kendime gelmek, pasaportsuz yolculuğumdur benim.
acele etmek için hep erken davranırım. erken davranmaya ise geç kalırım.
adam olmaktansa aşık olmayı yeğlerim.
kazasız belasız bugün de özleyebildimse ne mutlu içime, sabah ola hayrola, diyerek kendime uzanırım…
perdelerim siyahtır, karamsar değil. yatağım simsiyahtır, kapkara değil.
bazı geceler uykumdan da kaçarım…
iyi uykular kadar, iyi duygular demek de lazım…
yorulur, kırılırım. aşk karnına biraz şiirle, üzerimdeki tüm dargınlığı alırım. kim bilir, belki bir gün, beni üzen organları da bağışlarım…
gün gelir kendimin icabına bakarım.”

Göksel Bekmezci…
“Gri Hikayeler”, “Eski Cesetler” kitaplarının ardından “Bir Elmanın Yarası” ile okuyucu karşısına çıktı. Okuyun. Eksik kalmayın. Çünkü:
Evet. Edebiyatsız olmaz.
Edebiyat, hayatın ta kendisidir…

Sözcü

Share.

Comments are closed.