Sağ’ın adı yok

0
Soner Yalçın

Soner Yalçın
Diğer Yazıları

– Sağcı değilim, milliyetçi­yim…
– Sağcı değilim, muhafaza­karım…
– Sağcı değilim, mütedeyyi­nim…
– Sağcı değilim, liberalim…

Keza…
– “Sağ cephe” demiyorlar…
– “Sağ ittifak” demiyorlar…
– “Sağ birlik” demiyorlar…

Yani…
– “Sağcı” denilmesinden utanıyorlar!
– “Sağcı” görünmek-bilin­mek-tanınmak istemiyorlar!

A.Tarık Çelenk‘in kitabı var: “Türk Sağının Düşün­ce Atlası.”
Yazar Çelenk içlerinde; Ab­dullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Cemil Çiçek, Hasan Aksay, Halis Ayhan, Müfit Yüksel, Savaş Ş. Barkçi, Hamza Türk­men, Mustafa Çalık, Bülent Uluer, Tanıl Bora gibi farklı politik görüşten 26 kişiyle, “Türk sağının” ideolojik temel­lerini konuştu.

Görüşmeler hiç kolay olmamıştı:
– Ankara’ya kitabıyla ilgili gö­rüşlerini almaya gittiği Tezkire dergisi kurucusu Ercan Şen, “bizim mahallenin genç­lerinin ve mevcut ağır ağabey­lerinin sağcılık tanımından hoşlanmadığını” söyleyerek, “Türk sağı” değil, “Türk dü­şüncesi” kavramını kullanması­nı istemişti.
– Ahmet Davutoğlu, “sağ” adını Anavatan‘ın (partisinin) yozlaştırdığını belirterek, “yerli hareket” adını tavsiye etmişti.
– “İslamcı aydın Selahattin Eş ile Fatih’te buluşacaktık. Camiye girerken telefon etti. Bana görüşmekten vazgeçtiği­ni zira gönderdiğim e-postayı incelemiş ve sağ adı geçen bir kitapta isminin ve görüşlerinin bulunmasını kabul etmeyeceği­ni söyledi.”
– İlahiyatçı bir ana babanın, siyaset biliminde master yapan oğlu Çelenk’e şunu söylemişti:
“Hocam bu kitap bizim kuşağın ilgisini çekmez, zira biz kendimizi sağcı olarak tanımla­mıyoruz.”
Yine de Tarık Çelenk kita­bına “Türk Sağının Düşünce Atlası” adını verdi.

Atatürk sağcı değildi

Onur Öymen’in “Zor Rota” kitabında okumuş­tum…
Dışişleri Bakanlığı’nda Avrupa Konseyi ve Siyaset Planlama Dairesi’nde şube müdürlüğü yaparken, bazen bakanlarla veya Avrupa Kon­seyi Parlamenter Meclisi üye­leriyle seyahat ediyordu.

Bir anısını şöyle anlatıyor:
“Bu seyahatlere beraber çıktığımız önemli şahsiyetler­den biri Turhan Feyzioğ­lu‘ydu. O sırada CHP’den ayrılarak Güven Partisi‘ni kurmuştu ve Türkiye’de bir güç odağı olmaya çalışıyordu. Ancak partisinin Meclis’teki gücü bunun için yeterli de­ğildi. Başka partilerle işbirliği yapmak, ortak bir tutum sergilemek ihtiyacındaydı.

İlgili:  Umarım yanıltmaz

Bir keresinde Paris’e gittiğimizde Champs Elysees’deki bir lokanta­da yemek yerken yaptığı çalışmaları anlattı. Yakında bir sağcı cephe kuracakları­nı, bu cephenin Türk siyase­tinde önemli bir rol oynayaca­ğını söyledi. Görüşümü sordu. Söyledim:

‘Siz uzun zamandan beri Türkiye’de Atatürk’ün görüş­lerini savunan bir lider olarak tanınıyorsunuz. Atatürk hiç­bir zaman kendisini sağcı bir devlet adamı olarak nitelendirmemiştir. Benim kanaatimce sağcı cephe de­mek doğru bir ifade olmaz.’

Feyzioğlu bana hak ver­di: ‘Hakikaten sağcı cephe dememiz doğru olmayacak, belki milliyetçi cephe deriz’ dedi.

Sahiden…
AP, MSP, CGP, MHP “mil­liyetçi cephe” adıyla 31 Mart 1975 tarihinde koalisyon hükümeti kurdu! Keza AP, MSP, MHP tarafından kurulan 21 Temmuz 1977’de koalis­yon hükümetine de aynı isim verildi…

En son…
AKP-MHP-BBP ittifak yaptı; adı “Cumhur İttifa­kı” oldu.
“Sağ” isminden utanıyorlar mı?

Meselenin özü

İlginç tezatlık…
“Seçmenin yüzde 65’i sağcıdır” diyorlar. Ve…
Kendilerine sağcı denmesini istemiyorlar!
Politik “sağ” kavramı Türki­ye’de ne zaman “lekeli” hale geldi? Başbakan Süleyman Demirel 1979’da sağı savunan demeçler veriyordu: “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz!” 12 Eylül darbesiyle siyaset diline 1980’lerde “yeni sağ” girdi.

Şimdi ise… Türkçüsü, Turancısı, Müslüman’ı, muha­fazakarı “sağ” sözünü işitmek istemiyor. “Sağ put” kırıldı!
Otoriteyi yücelten, statü­koyu savunan ve tepkisini sadece sola karşı gösteren “sağ” Türkiye’de artık “fa­şizmle” – “firavunla” özdeşleşti­rilir hale geldi.

Duygusal hamasete/retoriğe dayalı sağ’ın tüm “abdestli kapitalist” ekonomik ve toplumsal projeleri çöktü. Örneğin… Sağ Türkiye’de bir tek kent kültürü bile oluştu­ramadı.
Peki “sağcı görünmemek” ne zaman “moda” oldu? Si­yasal İslam 1980’lerde sağ’ı, siyaset arenasından kovdu mu?

A. Tarık Çelen kitabında şu anekdotu yazdı:
“1980’lerin başında İsra­il Lübnan’ı işgal etmişti. Büyük bir iç savaş yaşanıyordu. Radyolarımızdan, tercümeden midir bilinmez devamlı, ‘sağ­cı Hıristiyanlar ve solcu Müslümanlar’ savaşından bahsediliyordu. Hatırladığım kadarıyla uzun süre bizim mahallenin kafası da karış­mıştı. Sağcı oldukları için Hıristiyanları mı destekleye­ceklerdi yoksa solcu Müslüman kardeşlerimizi mi? Sonunda TRT’ye müdahale edildi ve sağcı-solcu sıfatları çıka­rıldı, geriye Hıristiyanlar ve Müslümanlar kalmıştı.”

İlgili:  ‘Millete domuz yediriyorlar’

Türk sağ’ında -iktisat temelli düşünememe- bu tür yüzey­selliklere sebep oluyor. “Sağ” adından kurtulunca sağcı politikalar terk edilmiş sanılı­yor!

Mesele “sağ” – “sol” isimlendirme değil; bir dünya görüşü- ideoloji-siyaset anlayışıdır.

Yani…
Mevzubahis olan kurula­cak ittifakların adı değil, politik programıdır. Kimileri kendilerine “sağ” demese de, uyguladıkları “sağ”dır!

Sözcü

Share.

Comments are closed.