Asrın yegane dahisi

0
Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil
Diğer Yazıları

“Bir milleti anlamak için, onun liderliğini tetkik etmekten daha isabetli bir yol yoktur. Devrimizde kendisinden daha üstün bir başka devlet adamı bulunmayan Mustafa Kemal kadar büyük, liyakatli bir insanı, Türkler ender yetiştirmişlerdir. Binaenaleyh Türkiye’yi ve Türkleri tetkik için takip edeceğimiz en doğru yol, ülkeyi yöneten siyasi insanla işe başlamak ve kurtarıcı, öncü, milli kahraman ve beynelmilel devlet adamı olan Cumhurbaşkanı’nı tetkik etmek olacaktır.”

“Asrı hazırın yegane dahisi, Türkiye Cumhuriyeti Reisi Gazi Mustafa Kemal’dir.”

“Türkiye’de işlemekte olan ‘fikir üretim merkezi’ne (think tank) bakarsak… Mustafa Kemal’in etrafında topladığı kabine, dünyanın her tarafında benim bildiğim kabinelerin en iyisidir.”

“Çankaya tepesine ilk çıkışım 1932 yılının tatlı bir mayıs gününde olmuştu. Resmi töreni takiben Devlet Başkanı tarafından gösterilen yakınlık ve nezaket, benim gibi Washington’da doğmuş bir insana, bizim ‘Beyaz Saray’ çevresini hatırlatıyordu.”

“Köşkün içinde geniş bir hol mevcuttur, kapıları Pompei stilinde, etrafı sütunlu bir portik ile çevrilmiş, yukarıdan ışık alan geniş bir pisine açılmaktadır. Bu köşkün, medeniyetin en son incelikleri ile döşenmiş olduğunu ayrıca izaha lüzum yoktur. Halıların hepsi aynı renkte olup, renklerindeki sadelik böyle bir yerde daha şatafatlı manzaralar görmeye hazırlanan insan üzerinde çok latif bir sürpriz husule getiriyor. En uzak köşede hakiki bir iş adamı bürosunun yanında, Gazi bulunuyor.”

“Ortada uzun bir toplantı masası bulunmaktadır, öte baştaki köşede, tam bir işadamına yakışacak masanın yanında Gazi durmaktadır. Yüzünde bir yakın dost tebessümü vardır.”

“Yuvasını bulmuşa benziyordu. Çünkü kütüphanesindeydi. Yaratılış itibarıyla daima okumak, tetkik etmek isteyen biriydi. Mustafa Kemal, pek sevdiği kitapları, haritalarıyla çevrelenmiş kütüphanesindeki huzur ve rahatı hiçbir yerde bulamazdı.”

“Haritaları ile çevrilmiş olan Gazi, kütüphanesindeyken kendi muhitindeydi. Geniş Anadolu yaylasına karşı bulunan bir rejonajda sayısız kitaplar mevcut olduğu görülüyordu.”

“Türkiye Başkanı’nın hakiki şahsiyetini keşfetmekliğim ve onu sevmeye başlamaklığım ancak kendisi ile yapmış olduğum hususi görüşmelerden sonra olmuştur.”

“Ne diplomatları, ne de yabancıları… Her ne şekilde olursa olsun asla yalnız olarak kabul etmezdi.”

“Gazi’nin insanda bıraktığı ilk intiba dikkate değerdir. Gazi’nin arkası ışığa dönüktür. Öyle ki, sonradan ister istemez inceleme imkanı bulacağınız yüzünün hatlarını tam anlamıyla göremezsiniz. Fakat daha ilk bakışta anlarsınız ki, karşınızda sağlıklı, keskin bakışlı, derisi pürüzsüz, geniş alınlı bir yüz ve gayet zeki bir kimse vardır. Ve birbirinden uzak ve çok derin manalar ifade eden iki güzel göz…”

“Mustafa Kemal’in simasında en mesut ifadenin tebarüz etmesini isterseniz, yani gri renkte gözlerinin mavileşmesini arzu ederseniz, ona, duvara çerçeveleterek astırmış bulunduğu bir vesikanın ne mana ifade ettiğini sorunuz. Sualiniz karşısında simasında husule gelecek olan ışığa hayret edeceksiniz. Altından bir çerçeve içinde muntazam surette sıralanmış olarak som altından Latin harfleri, eski Arap yazısının yerine ikame etmiş olduğu yeni Türk alfabesidir. Dünyada bu çerçeve içindeki belgenin bir benzeri yoktur ve Mustafa Kemal için özel değeri vardır. Maddi değerlerin çok üstünde, paha biçilmeyecek kadar aziz hatıralar taşımaktadır bu belge…”

“Hayatımda, meşgul olduğu mevzuyu onun kadar benimseyen ve kendisini o mevzunun akışına kaptıran bir insan daha gördüğümü hatırlamıyorum.”

“Yalnız öğrenmek arzusu ile titreyen bir tecessüs üzerinde Kemal gibi bir zekanın husule getirdiği füsun itibarıyla değil, fakat aynı zamanda bu devlet adamının göstermiş olduğu taşkın yurtseverlik dolayısıyla o öğleden sonrasının hatırası hafızamda çok canlı bir şekilde yaşamaktadır.”

“Mustafa Kemal’in en bilgili olduğu taraflardan birisi, Türklerin Orta Asya’dan batıya doğru ilerleyişlerini, etnografik haritalar ve belgeler üzerinde takip ve izah etmesidir. Bana akşama kadar kütüphanesinde belgeler göstererek bilgi verirken inandım ki, onun kadar vecd ve heyecanla davasına sarılan bir insan tarihte az görülebilir.”

“Bu ne muhteşem bir akşam sohbeti idi… Asırlardan aşağıya doğru ne kartalca bir süzülüş ve nasıl bir kartal!”

“Gazi ilk görüşmesinde daima Türkçe konuşmak adetindedir. Fakat yaptığınız konuşmanın herhangi bir noktası dikkatinizi çekerse, gayet mükemmel Fransızcası ile size mukabele eder. Mükemmel bir Fransızca ile konuşmasını dinlemenin benim üzerimde ne kadar derin bir hayret hasıl etmiş olduğu tasavvur olunabilir.”

“Gazi ile yapmış olduğum konuşmalardan biri Yalova’da cereyan etti. Kemal orada, Marmara Denizi sahilinde, çok sade bir köşkte oturmaktadır. Bu köşk de Ankara’daki gibi ultra modern stilde, fakat ondan çok daha küçük mikyasta olup, büyük ve yaşlı ağaçların yanına, sahile yapılmıştır. Köşkün yanında ve kumsalda, Sultanların harplerde kullandıkları XVII. yüzyılın işlemeli ipekten iki büyük çadırı kurulmuş bulunuyordu. Bu çadırlardan birinde oturduk; nefis Türk kahveleri içerek konuştuk.”

“Mustafa Kemal’in din bahislerinden hoşlanmadığı söylenirdi, halbuki, benimle bu konuya dair gayet serbest ve uzun uzadıya konuştu. Ben hayatımda onun kadar hakkaniyetle düşünen bir zatla konuşmadım.”

“Bütün Türkler kendi kendilerine okuyup anlayabilsinler diye Kur’an gibi büyük bir kitabın kapılarını ardına kadar açmak maksadını beslemiş olan Türk Cumhurreisi gibi bir devlet adamına bir şey söylemeye kimin hakkı vardır? Şüphesiz ki hiçbir kimsenin.”

“Fevzi Paşa, 22 gün 22 gece fasılasız devam eden Sakarya Savaşı boyunca bir tek defa bile namazını ihmal etmemiş ve daima barıştan yana olan Tann’ya dualarını sürdürmüştü, bu ağırbaşlı cesur komutan, askerlerinin moralini yükseltmek için mevziden mevziye dolaşarak, erlerine Kuran’dan parçalar okumuştu. Aynı derece soğukkanlı ve savaşta bir an bile cesaret ve azmini kaybetmemiş olan İsmet Paşa da Fevzi Paşa gibi dinine yürekten bağlı bir müslümandı. Bu iki dindar komutan, Mustafa Kemal’in en yakın iki generaliydi.”

“Muharebe meydanlarında eski düşmanı olan Yunanlara karşı kazanmış olduğu zaferleri canlandırmaktansa, Yunanistan’la dostça münasebette bulundu. Avrupa’da bu kadar büyük feraset eseri göstermiş olan bir tek devlet adamı var mıdır?”

“Devlet adamı kalitesi barizdir.”

“Hususi hayatı onun kadar iftiraya hedef olmuş bir başka kimse yoktur. Türkiye Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk kadar, hakkında dedikodu, yalan ve uydurma haber çıkarılan bir başka lidere rastlamadığımı itiraf etmeliyim. Ortaya atılan iddiaların hepsi, haset ve kıskançların yalanlarıdır.”

“Mustafa Kemal, ismi harp tarihine geçen en parlak stratejisttir.”

“Gazi bana Anafartalar Muharebesi’nin hikayesini kütüphanesinde anlattı. Krokiyle anlatıyordu, krokileri çizmek için zaman zaman hikayeye ara veriyordu, zaman zaman esprilerle süslüyordu.”

“Onun anlatma kabiliyeti, kuvvetli tarihçilerden pek azında bulunabilecek bir meziyetti.”

“Fikirlerine iştirak etmediğiniz zaman, bu ayrılığınızın yalnız sebeplerini sormuyor; aynı zamanda o sebeplerin esaslarını da araştırıyordu. Sizi, kendisinden başka türlü düşündüren şeyi öğrenmek istiyordu.”

“Ben hayatımda ondan daha doğru düşünen bir insan ile konuşmadım.”

Bu “hayranlık” dolu sözler kime ait biliyor musunuz?
1932-33 arasında Ankara’da görev yapan Amerikan Büyükelçisi Charles Sherrill’e ait!

Generaldi. Ulusal muhafızlar komutanıydı. Diplomat oldu. ABD Başkanı Hoover’ın yakın dostuydu. Arjantin’den sonra, Türkiye büyükelçisi oldu. Elçi olmadan önce defalarca İstanbul’a gelmiş, 1923’ten itibaren Türk devrimini gözlemlemişti. ABD’ye döner dönmez, 1934’te, yukarıda bazı alıntılar yaptığım Atatürk biyografisini yazdı. ABD, İngiltere ve Fransa’da yayınlattı. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin gönüllü tanıtım elçisi oldu, uluslararası platformlarda ve Amerikan üniversitelerinde konferanslar verdi, Atatürk’ü ve Türk Devrimi’ni anlattı, Amerikan gazetelerine Türkiye’yi öven makaleler yazdı.

Ya şimdi?

Aynı ABD büyükelçiliği, Türkiye’den vize başvurularını süresiz durdurdu.

“İlk” cumhurbaşkanımız bizzat ABD tarafından “asrın yegane dahisi” olarak nitelendirilirken, “Avrupa’nın en kaliteli devlet adamı” olarak nitelendirilirken, “akıl, mantık, hakkaniyetle hareket eden, tarihin en parlak stratejisti” olarak nitelendirilirken, devrimleriyle ışıl ışıl parlayan Türkiye Cumhuriyeti, ABD’nin gözlerini kamaştırırken…
“Son” cumhurbaşkanımız döneminde, Türkiye maalesef Suriye, İran, Yemen, Somali, Libya, Kuzey Kore’yle aynı kefeye konuldu.

İtibardan tasarruf olmaz falan diyen arkadaşların acilen aklını başına toplamasında fayda vardır.
Atatürk yoksa…
İtibarı filan boşver, Türkiye’nin beş kuruşluk değeri yoktur!

Sözcü

Share.

Comments are closed.